GenkiEnglish.Net İngilizce sitesini bilen İngilizce öğretmenleri bu
sitedeki şahane İngilizce materyalleri de bilirler fakat site ücretli
olduğu için faydalanamazlar. Evet, başka hiç bir yerde bulamayacağınız
GenkiEnglish.Net Öğretmen Setinin 7 CDsini uzun çabalar sonucunda size
ücretsiz sunuyoruz.
CD vol. 1 always has been, and
still is, the most popular Genki English CD. But now it's been remixed
with a whole load of extra material to make it easier to teach, and
even more fun for your kids to use at home.
Click on the title to see the lesson plan, picture cards and get a sample of each song!
1. What's your name? 2. How are you? 3. Left and right 4. How much? 5. Weather 6. Where are you from? 7. Thank you!
Here's what's new: In a CD player.....
The previous 14 tracks are still there, but they've been upped to 27 to include...
Audio Mini Lessons for each track If
you don't like singing, these are for you! Simply play this track and
the kids follow along. Some of the songs are so simple that the
mini-lessons are in real time, at just the speed I use in normal
lessons. You'll see how much time the songs can save you!
Re-mixed "What's your name?" song Just
like in the workshops, the song now features two claps after each
"What's your name?", and there is a new "1,2,3,4" countdown before each
"Nice to meet you". These work really well in keeping the kids in time,
especially if you only have a small CD player.
What's the weather like? / How's the weather like? Remixes This
is one of the most popular songs, so don't worry, the music hasn't been
changed. But I have added in an echo of each line, to make it easier to
teach. e.g. It now goes "It's rainy", and then the kids repeat "It's
rainy". The original is still included for review lessons. And if you
use "How's the weather?" , there's a new version with this question
instead of "What's the weather like?"
Where are you from? This is still the same track, but with a much better ending!
Plus
there are short jingle versions of three of the songs, and there's even
a bonus edition of the "What's your name?" song in German!
Zarflar eylemleri niteleyen sözcüklerdir. Eylemlerin nasıl yapıldığı veya nasıl olduğu hakkında bilgi veren sözcüklerdir. Zarflar genellikle sıfatlardan türerler.
Dikkat: Zarflar fiilleri (yüklemi) niteler; sıfatlar isimleri niteler..
beautiful (sıfat) güzel
beautifully (zarf) güzelce, güzel bir şekilde
careful (sıfat) dikkatli "He is a careful one." (O, dikkatli birisi.)
good (sıfat) iyi "He's a good person." (O, iyi birisi.)
well (zarf) iyi bir şekilde "She sings well." (O, iyi şarkı söyler.)
Hem sıfat hem zarf özelliğine sahip sözcükler de vardır.
fast (sıfat) hızlı "He is fast." (O hızlı)
fast (zard) hızlı bir şekilde "He runs fast." (O hızlı koşar)
Zarflar genellikle cümlenin sonuna veya fiillerden hemen sonra getirilir.
He studies English diligently. (Harıl harıl ders çalışıyor.)
I get up early in the mornings. (Sabahları erken kalkarım.)
He plays football very well. (Futbolu çok iyi oynar.)
İNGİLİZCE'DE ZARF (ADVERB) TÜRLERİ
Adverb (Zarf)
Zarflar fiilleri, sıfatları , başka zarfları ve hatta bulundakları konuma göre cümleleri niteleyebilen sözcüklerdir. Adverb’ler ( zarf ) cümle içerisine yerleştirildikleri konum ve fonksiyon bakımından farklılıklar gösterir.
ZAMAN ZARFLARI
Today, now, yesterday, next week, later, afterwards
Bu adverb türü zaman zarfı olarak görev yapar ve bir işin ne zaman yaıpldığını anlatıp fiilin Tensini belirler.
YER ZARFLARI
Here, there, inside, outside, upstairs, downtown
Bu adverb türü, cümlede yer ( location) anlatmak için kullanılır. Preposition + Noun ‘dan oluşan bir yer tamlamasının yerine kullanılabilirler ve nerede sorusuna cevap verirler.
DURUM/ HAL ZARFLARI
Quickly, easily, clearly, accurately, precisely, slowly, fast, hard, late, well
a)The student answered the question quickly.
b)Drive carefully!
c)I opened the case easily.
d)She swims fast
e)She speaks English well
Bu adverb türü, bir işim nasıl yapıldığını anlatır ve fiili nitelerler. Bu zarflar adjective + ly = adverb of manner gibi sıfatın sonuna bir –ly eki getirilerek yapılır.
Fakat,
fast, hard, late, early & well gibi zarfalar –ly almazlar. Bu sözcükler hem sıfat hamde zarftır, cümle içerisindeki konum ve anlamlarıyla ayırt edilirler. Örnek (d) & (e)
a)Especially, the children in India are suffering.
b)Semantics primarily deals with meanings of utterances.
Bu adverb türü, cümlede vurguyu bir noktaya odaklamak için kullanılır ve cümle içerisindeki anlamları “özellikle” dir.
SIKLIK ZARFLARI
Always, usually, sometimes, ever, never, seldom
a)She always has breakfast in the morning.
b)Sometimes I feel afraid in the night.
c)I never sleep before mid-night.
d)She is sometimes late for work.
Sıklık zarflaraı diye bilinen bu grup, birişin nekadar sık yapıldığını anlatmak için kullanılr.
Genellikle action fiilin önüne gelirler. Eğer cümlenin fiili “be” ise be + frequency adverb biçminde kullanılırlar (d).
Sadece sometimes cümle başında, fiilin önünde, ve cümle sonunda kullanılabilir (b).
TÜM CÜMLEYEİ NİTELEYEN ZARFLAR
a)Essentially, I can’t sleep alone. .
b)It seems difficult, but basically it is easy.
c)Fortunately, we were able to arrive on time.
d)Obviously, he is innocent.
Zarflar / Adverbs / ingilizce Dersi
Tekrarlılık Gösteren Zarflar ( Adverbs of Frequency )
always
daima
sometimes
bazen
occasionally
ara sıra
usually
genellikle , umumiyetle
generally
genellikle
frequently
sık sık
seldom
nadiren
rarely
nadiren , seyrekçe
Örnekler ( examples ) :
We always eat breakfeast at home. i seldom take a bus to school. We are often at home after school. He rarely drinks cola. They usually go for a walk in the park.
Ever & Never
Ever :ingilizce Türkçe sözlük de Hiç anlamında genellikle sorularda kullanılır.Yanıtlarda ise , olumsuz cümlelerde kullanılır.
Örnek ( example ) :
Do you ever watch TV in the morning ?
Never : Sadece yanıtlarda kullanılır ve " hiç / asla " gibi anlam verir, cümleyi olumsuz yapar.
Örnek ( example ) :
He is never lazy , but he is sometimes careless.
Still , Already , Yet
Still :" Halen / Hala " anlamında soru , olumlu ve olumsuz cümlelerde kullanılır.
Örnek ( example ) :
He still lives in izmir.
Do you still study French with the same teacher ?
They still can't speak English.
Already :" Şu anda , Hali hazırda " anlamına gelen bu deyim genel olarak olumlu cümlelerde kullanılır.
Örnek ( example ) :
i have already seen her.
Yet :Soru ve olumsuz cümlelerde , cüümle sonuna getirilir ve "henüz , daha şu ana kadar " vbz. anlamlar verir.
Örnek ( example ) :
Haven't you set the table yet ?
i haven't driven your car yet.
Too , Any More , Very , Enough
Too :"Çok aşırı" anlamına gelen bu sözcük sıfatların önüne gelir ve anlamını niteler.Cümlede olumsuz bir anlam verir.
Örnek ( example ) :
The water is too cold.
The problem is too diffucult.
Any more :" Artık..." anlamı verir.Olumsuz cümlelerde cümle sonunda kullanılır.
Örnek ( example ) :
English isn't diffucult for me any more.
Very :" Çok " anlamına gelen bu kelime sıfatların önüne gelir ve anlamı niteler.Cümlelerde genellikle olumlu anlam verir.
Örnek ( example ) :
The water is very cold.
Enough :" Yeterli " anlamına gelen bu kelime sıfatlardan sonra konur ; cümlede olumlu bir anlam verir.
Örnek ( example ) :
The ice is thick enough for skating.
Fiilleri, yani öznenin yaptığı eylemi niteleyen sözcüklere ZARF denir. Bu nedenle, zarflar durum gösteren BE fiiliyle KULLANILMAZLAR. Yer ve zaman gösteren zarflar zaten sözcük anlamıyla belli olur. Hal zarflan ise, çoğu zaman, sıfatların sonuna –ly takısının gelmesiyle oluşturulur.
SIFAT ZARF Slow slowly Guick quickly Careful carefully Careless carelessly Hungry hungrily Final finally Easy easily
KURALSIZ OLANLAR
Good well Fast fast Hard hard Far far Near near Early early Late late Loud loud (loudly)
Well sözcüğü zarf olmasına karşın, BE fiiliyle kullanılabilir, "sağlık, hal hatır" sorularına karşılık verirken I am well (İyiyim) denebilir.
Hard sıfat olarak, "sert, zor" anlamına gelir, ama bu anlamda zarf olmaz, yani zarf olan hard "sıkı" ya da "yoğun" anlamına gelir.
I worked hard: Sıkı çalıştım. It rained hard: Çok yağmur yağdı (yoğun olarak yağdı).
İngilizce’de hardly sözcüğü, "hemen hemen hiç" anlamına gelir ve sıfat olan hard' ın zarf biçimi olarak kullanılmaz.
I hardly know you: Seni pek tanımıyorum.
(3) “Yakın” anlamına gelen near sözcüğünün zarf biçimi de aynıdır. İngilizce’de nearly sözcüğü ise, "neredeyse, az kalsın" anlamına gelir.
Come near : Yakına gel. (zarf) I nearly broke it.: Onu az kalsın kırıyordum.
(4) Late sıfatı da zarf olurken biçim değiştirmez. Lately sözcüğü ise başka bir anlamda kullanılır; "son zamanlarda" demektir.
We came late: Geç geldik, (zarf) I haven't seen him lately: Onu son zamanlarda görmedim.
HAL ZARFLARININ ÜSTÜNLÜK VE EN ÜSTÜNLÜK DERECELERİ
KURALSIZ OLANLAR
Well Betler Best Badly Worse Worst Near Nearer Nearest Far Farther Farthest Far Further Furthest Fast Faster Fastest Hard Harder Hardest Loud Louder Loudest Early Earlier Earliest Late Later Latest
Yukarıda görülen kuralsızlar dışında, sonuna -ly takısı alarak oluşan tüm zarflar more ve most alarak üstünlük ve en üstünlük derecelerinde kullanılırlar.
ÜSTÜNLÜK DERECESİ
I can drive faster than you (can). (Senden hızlı sürebilirim.) She types betler than I (do). (Benden iyi daktilo yazar.)
Kıyaslanan öğe eğer ÖZNEL durumdaysa ardından cümlenin zaman özelliğine göre yardımcı fiili gelebilir. Eğer NESNEL durumdaysa yardımcı fiil gelmez. Kıyaslanan öğe varsa, than kullanmayı unutmayınız.
She cooks berter than me. (Benden iyi yemek pişirir.) We work harder than them. (Onlardan çok çalışıyoruz.) I came earlier. (Ben daha erken geldim.)
EN ÜSTÜNLÜK DERECESİ
Zarfların en üstünlük derecesinde de yine the unutulmamalıdır.
She drives the fastest (of ali of us). (Hepimizden) Hızlı sürer. They came the latest of all. (Herkesten geç geldiler.) He plays the best of all the others. (Diğerleri içinde en iyi o oynar.)
Zarflar konuşmanın bir parçası olup bir şeyi nasıl yaptığınızı söylemenizi sağlar. Profesör Smith Rusçayı sıradan bir yabancı gibi konuşmaz, aynı zamanda akıcı olarak konuşur. Zaman zarflarının çoğu sıfatın sonuna -ly eklenerek elde edilir. Perfectly zarfı perfect sıfatı ve fluently zarfı fluent sıfatına bağlıdır.
Bu ünitemizde bazı zarfların cümle içinde değişik yerlerde kullanılışları hakkında çalışmalar yapacağız. Zarflar cümledeki fiilleri etkileyen kelimelerdir. Bir cümlede bir zarf, ya doğrudan doğruya veya dolaylı olarak, o cümledeki fiili etkiler. Eğer bir zarf etkilemesini istediğimiz fiilin hemen dibinde kullanılırsa, o zarf, o fiili doğrudan doğruya etkiler. Unutmayalım ki bir zarf cümlede en hareketli kelimedir. Yani cümlenin her yerinde kullanılabilir. Ancak hangi kelimenin öncesinde kullanılmışsa önce o kelimeyi etkiler. Fakat eninde sonunda etkileme işi fiile ulaşır.
Only Sadece
Örneğin, bir zarf olan �only� (yalnızca, sadece) kelimesini ele alalım. Bu zarfı,
I eat apples in this room on Saturdays. Ben bu odada Cumartesi günleri elma yerim.
Cümlesinde değişik yerlerde kullanalım. İlk önce öznenin başına getirelim.
Only I eat apples in this room on Saturdays.
Bu cümlenin Türkçesi bir tek şekilde doğrudur. �Cumartesi günleri bu odada sadece ben elma yerim� şeklindedir. Yani başkası yemez, sadece ben yerim.
İkinci örnekte �only� zarfını fiilden önce kullanalım.
I only eat apples in this room on Saturdays.
Bu cümlenin Türkçesi �Cumartesi günleri bu odada ben elmayı sadece yerim. Yani ben elmaları başka birşey yapmam. (Top gibi oynamam, pişirmem, satmam) sadece yerim.
Üçüncü örnekte �only� zarfını ise �direct object� (nesne) olan apples�dan önce kullanalım.
I eat only apples in this room on Saturdays.
Ben bu odada Cumartesi günleri sadece elma yerim. Ayva, armut yemem, sadece elma yerim demektir.
Dördüncü örnekte ise �only� zarfını �in this room�dan önce kullanalım.
I eat apples only in this room on Saturdays.
Ben Cumartesi günleri sadece bu odada elma yerim. Başka bir odada değil sadece bu odada yerim demektir.
Beşinci örnekte �only� zarfını �on Saturdays�den önce kullanalım.
I eat apples in this room only on Saturdays.
Ben bu odada elmayı sadece Cumartesi günleri yerim. Yani, Salı, Perşembe günleri yemem, sadece Cumartesi günleri yerim demektir.
Zarfların bu kullanışlarını öğrendikten sonra şimdi değişik bir zarf tipi öğreneceğiz.
Either-or Ya - ya da
Bu iki zarf, içinde çift unsur olan cümlelerde kullanılır. Bu çift olan unsurlar özne, fiil, nesne, dolaylı tümleç, yer zarfı, zaman zarfı olabilir.
Örneğin,
Kapıyı ya ben, ya da sen açmalısın.
Cümlesinde çift unsur öznelerdir. �Yarın ya gezeceğim, ya uyuyacağım� cümlesinde çift unsur fiillerdir. �Çocuklar ya parkta, ya deniz kıyısında oynayacaklar� cümlesinde çift unsur yer zarfıdır.
Bu tip cümlelerde �either-or� kullanılırken dikkat edilecek kural şudur. Çift olan unsurun birincisinden önce �either�, ikincisinden önce �or� kullanılır.
Önce bu çift unsur özneler olsun.
Either my father or I will go to London tomorrow. Yarın Londra�ya ya babam gidecek, ya ben.
Either he or you broke the window. Pencereyi ya sen kırdın, ya o.
Şimdi çift unsur fiiller olsun.
You will either swim or run tomorrow. Yarın ya yüzeceksin, ya da koşacaksın.
Şimdi çift unsur nesne yani �direct object� olsun.
My father reads either book or newspaper. Babam ya kitap okur, ya gazete.
We drink either milk or tea at breakfast. Biz kahvaltıda ya süt içeriz, ya çay.
Şimdi çift unsur dolaylı tümleç olsun.
I must speak to either Ayşe or Fatma. Ben ya Ayşe ile konuşmalıyım, ya Fatma ile.
Şimdi çift unsur yer zarfı olsun.
You will see Ayşe either in Konya or in Manisa. Ayşe�yi ya Konya�da göreceksiniz, ya da Manisa�da.
Şimdi de çift unsur zaman zarfı olsun.
He will go to Ankara either on Sunday or on Monday. O, Ankara�ya ya Pazar günü gidecek, ya Pazartesi.
Neither-nor Ne-ne de
�Neither� kelimesi �no� ve �either� kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmiştir. �Nor� kelimesi de �no� ve �or� kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmiştir.
�No� ile bağlanan kelimeler olumsuz anlam verirler. Bu iki kelime de bir cümlede kullanıldığı zaman, cümle olumlu kurulduğu halde olumsuz anlam verir.
Bu iki zarf az önce öğrendiğimiz �either-or� zarfları gibi çift unsurlu cümlelerde kullanılır. Ve olumsuz anlam verir.
Örneğin,
Neither my father nor I will go to London tomorrow. Yarın Londra�ya ne babam gidecek, ne ben.
Neither he nor you broke the window. Camı ne o kırdı, ne sen.
Neither my mother nor my father gives me pocket money. Ne annem, ne babam bana cep harçlığı verir.
You will neither swim nor run tomorrow. Yarın ne yüzeceksiniz, ne koşacaksınız.
My father reads neither book nor newspaper. Babam ne kitap okur, ne gazete.
We drink neither milk nor tea at breakfast. Biz kahvaltıda ne süt içeriz, ne de çay.
I must speak to neither Ayşe nor Fatma. Ben, ne Ayşe ile konuşmalıyım, ne de Fatma ile.
You will see Ayşe neither in Konya nor in Manisa. Ayşe�yi ne Konya�da göreceksiniz, ne de Manisa�da.
He will go to Ankara neither on Sunday nor on Monday. O, Ankara�ya ne pazar günü gidecek, ne Pazartesi.
�Either� ve �neither� zarflarının başka bir kullanılış şekli daha vardır. Bu şekil olumsuz bir cümlede aynı sözlerin tekrarlanmasını önlemek için kullanılır. Örneğin,
Either:
Ali doesn�t speak English and Ayşe doesn�t speak English. Ali İngilizce konuşmaz ve Ayşe İngilizce konuşmaz.
anlamına gelen bu cümleyi şu şekilde kuracağız.
Ali doesn�t speak English and Ayşe doesn�t either. Ali İngilizce konuşmaz ve Ayşe�de. (konuşmaz)
anlamına gelmektedir.
He hasn�t read the book and I haven�t either. Kitabı o da okumadı, ben de.
He can�t hear us and she can�t either. Bizi o da duyamaz, o da.
Neither:
Bu zarfın kendisi olumsuz olduğu için kuracağımız cümleyi yine olumlu kuracağız.
Ali doesn�t speak English and neither does Ayşe. Ali İngilizce konuşmaz, ne de Ayşe. (Ne Ali İngilizce konuşur ne de Ayşe.)
He didn�t go and neither did I. O gitmedi, ne de ben. (Ne o gitti, ne de ben.)
I don�t smoke and neither does my brother. Ben sigara içmem, ne de kardeşim. (Ne ben sigara içerim, ne de kardeşim.)
Ayşe doesn�t like him and neither does Fatma. Ayşe ondan hoşlanmaz, ne de Fatma. (Ne Ayşe ondan hoşlanır, ne de Fatma.)
Şimdi size İngilizce�de özel durumları olan �idiomatic� bazı kullanışlardan bahsedeceğiz.
Somewhere Bir yer
Bu zarf aynı zamanda �some� gibi kullanılır.
Örnek,
I saw your bag somewhere. Çantanızı bir yerde gördüm.
I left my bag somewhere. Çantamı bir yerde bıraktım.
Anywhere Herhangi bir yer
�Any� gibi kullanılır.
Örnek,
Did you see my bag anywhere? Çantamı herhangi bir yerde gördünüz mü?
Nowhere Hiçbir yer
Genellikle kısa cevaplarda kullanılır.
Örnek,
Where are you going? Nereye gidiyorsunuz?
Nowhere. Hiçbir yere.
Enough Yeterli
Bu zarf birlikte kullanıldığı sıfat veya zarftan sonra gelir.
Örnek,
She didn�t run quickly enough. O, yeteri kadar çabuk koşmadı.
The house isn�t big enough. Ev, yeteri kadar büyük değildir.
Fairly / Rather Az-çok / Oldukça
Her ikisi de aynı anlama gelirler. Fakat �fairly� zarfı daha çok hoşa giden sıfatlar ve zarflar ile kullanıldığı halde �rather� zarfı hoşa gitmeyen sıfatlar ve zarflar ile kullanılır.
Örnek,
This suitcase is fairly light, but that one is rather heavy. Bu bavul oldukça hafif, fakat şu epeyce ağır.
Tom is fairly industrious, but John is rather lazy. Tom oldukça çalışkandır, fakat John epeyce tembeldir.
Tom did fairly well in his exam, but John did rather badly.
Sınavda Tom epeyce iyi yaptı, fakat John�un sınavı oldukça kötü geçti.
�Rather� bazen hoşa giden sıfatlar ve zarflar ile de kullanılabilir. Fakat o zaman anlamı değişir. �Very� kelimesi ile aynı anlama gelir.
Örnek,
She is rather pretty. O, çok güzeldir.
That boy is rather clever. Şu çocuk pek akıllıdır.
�Rather� would yardımcı fiili ile birlikte kullanıldığı zaman tercih etmek anlamına gelir.
I would rather go out than stay here. Burada kalmaktansa, dışarı çıksam daha iyi olur.
Quite Tam, oldukça
Birlikte kullanıldığı sıfata göre değişik iki anlam taşıyor.
1) Şimdi göreceğimiz örneklerde �bütünlük� ve �tam olma� anlamı taşıyor.
Örnek,
The glass is quite full. Bardak tamamen doludur.
The glass is quite empty. Bardak tamamen boştur.
2) Şimdi göreceğimiz örneklerde ise �oldukça� anlamı taşıyor.
Örnek,
He is quite a good player. O, oldukça iyi bir oyuncudur.
That cheese is quite good. Şu peynir oldukça iyidir.
Buradaki �oldukça iyi� ifadesi daha önce görmüş olduğumuz �fairly good� ifadesinden bir derece daha fazladır.
İsimleri niteleyen sözcüklere sıfat (adjective) denir. Sıfatlar genel olarak isimlerden önce gelir ve ismin rengini tadını kokusunu ve durumunu bildirir.
He is an intelligent student. (O, zeki bir öğrencidir.)
Yukardaki tabloda verilenlerin dışında her hangi bir ek almadan kullanılan sıfatlar da vardır:
good (iyi), fast (hızlı), pretty (güzel), big (büyük), small (küçük), tall (uzun), great (büyük), long (uzun), large (geniş), hard (sert, zor) gibi sıfatlar bunlara örnek verilebilir..
Sıfatlar / Adjectives / ingilizce Dersi
ingilizce Türkçe Sözlük de bir sıfat bir isim ya da zamiri niteleyen bir sözcüktür.Adjective'ler varlıkların renklerini ,biçimlerini ,durumlarını , miktar ve sayılarını , nasıl olduklarını belirtirler.
Sıfatlar genelde " being verb / linking verb " lerden sonra ve niteledikleri isim ve zamirlerden önce gelirler. What kind of , which one , how , how much ,how many gibi soruların yanıtını verirler.
Aşağıda sıfatlarla ilgili bazı özellikler verilmiştir :
1- Önlerine getirilek olumsuzluk veren ön eklerle ( prefix ) , çoğu sıfat olumsuz hale getirilebilir .
un ön eki alan fiillere bazı örnekler : happy mutlu necessary gerekli unhappy mutsuz unnecessary gereksiz clean temiz kind nazik unclean pis unkind kaba
in ön eki alan fiillere bazı örnekler : formal resmi direct direk informal resmi olmayan indirect dolaylı active hareketli expensive pahalı inactive hareketsiz inexpensive ucuz
im ön eki alan fiillere bazı örnekler : mortal ölümlü pratical pratik immortal ölümsüz impratical elverişsiz possible mümkün mobile taşınır impossible imkansız immobile taşınmaz
ir ön eki alan fiillere bazı örnekler : regular düzenli responsible sorumlu irregular düzensiz irresponsible sorumsuz
2- Fiilin sonuna - ing konmuş presen participle hali veya fiiliin 3. şekli olan past particible hali çoğunlukla bir sıfat ( adjective ) olarak kullanılabilir.
a - Fiilin present particible şekliyle ismi niteler :
Örnek ( example ) : boilling water : kaynayan su
i need some boilling water to make tea.
b- Fiilin past particible şekliyle ismi etkiler :
Örnek ( example ) : baked potato : pişmiş patates
Do you like baked potatos ?
3- Bazı sözcüklere eklenen son eklerle ( suffix ) adjective elde edriz.Bu son ekler isimleri ve fiilleri adjective yaparlar.
Örnekler ( examples ) : to drink içmek life hayat drinkable içilebilir lifeless cansız care özen help yardım careful dikkatli helpful yardım sever
No & Not
No bir sıfattır ve isimleri niteler.
Örnek ( example ) : There were no books on the table. I have no time to waste.
Not bir zarftır ve fiilleri niteler.
Örnek ( example ) : She does not speak French. Not many people work on Sundays.
Sıfatlar ADJECTIVES
İsmi niteleyen kelimelere sıfat (adjective) denir. Sıfatlar cümle içinde tek başlarına kullanılabilecekleri gibi sıfat grubu olarak da kullanılabilirler. Birden fazla sıfat bir arada kullanıldığında diziliş sıralarını aşağıdaki gibi özetleyebiliriz:
1. adjectives which express judgments and attitudes (lovely, perfect, wonderful, nice, etc.)
2. size, length and height (big, wide, short, etc.)
3. shape (square, oval, round, etc.)
4. colour (red, brown, etc.)
5. origin (Spanish, French, etc.)
6. material (wooden, glass, etc.)
7. purpose (jogging shoes, tea pot, etc.)
Bazı sıfatları sonlarına aldıkları eklere göre sınıflandırmak mümkündür. Aşağıdaki tabloya bir göz atalım.
-able/-ible
achievable, capable, illegible, remarkable
-al
biographical, functional, internal, logical
-ful
beautiful, careful, grateful, harmful
-ic
cubic, manic, rustic, terrific
-ive
attractive, dismissive, inventive, persuasive
-less
breathless, careless, groundless, restless
-ous
courageous, dangerous, disastrous, fabulous
Ancak yukarıdaki tabloda yer almayan sıfat sayısı da oldukça fazladır. Bu sıfatların yukarıdaki tablodaki gibi tipik bir yapısı yoktur. Bu sıfatlardan bazıları aşağıdaki gibidir.
bad bright clever cold common complete dark deep difficult
distant elementary good great honest hot main morose old
quiet real red silent simple strange wicked wide young
Bazı sıfatların present participle ve past participle yapıları vardır. Present Participle, fiilin sonuna gelen ‘–ing’ takısıyla, past participle ise fiilin sonuna ‘–ed’ takısı getirilerek oluşturulur. ‘–ing’ ile oluşturulan sıfatlar, o şeklide bir duyguya kapılmamızın sebebini ortaya koyarken ‘–ed’ ile biten sıfatlar olaydan etkilenen kişi olarak durumumuzu anlatır.
Cause of feeling Receiver of feeling
alarming alarmed
amusing amused
boring bored
concerning concerned
confusing confused
embarrassing embarrassed
encouraging encouraged
entertaining entertained
exciting excited
exhausting exhausted
frightening frightened
frustrating frustrated
interesting interested
overwhelming overwhelmed
pleasing pleased
relaxing relaxed
satisfying satisfied
shocking shocked
surprising surprised
terrifying terrified
tiring tired
The show was entertaining. - The children were entertained.
House chores are tiring. - She is tired.
Bazı durumlarda düzensiz fiillerin 3. halleri de sıfat gibi kullanılabilir.
Örnek:broken arrow, torn clothes, sunk ship, sold car, drunk people, hurt feelings
Adjectives İngilizce Sıfatlar
Sıfatlar, isimlerin nitelik ve niceliklerini bildiren kelimelerdir. Varlıkların nasıl olduklarını, sayılarını bildirirler, yerlerini Işaret eder ve isimlerden önce gelirler. 1) NİTELEME SIFATLARI: Varlıkların renklerini, biçimlerini, durumlarını gösterirler.
Little
Küçük Red
Kırmızı Large
Geniş
a little bird küçük bir kuş a red apple kırmızı bir elma a large room geniş bir oda
2) BELİRTME SIFATLARI: Dört çeşittir. Varlıkların niceliklerini bildirirler.
1. İŞARET SIFATLARI:
This Bu That Şu These Bunlar Those Şunlar
This man Bu adam That duck Şu ördek These ducks Bu ördekler Those pencils Şu kalemler
Sayı Sıfatları ve Belgisiz Sıfatlar
2. SAYI SIFATLARI:
one two three ten twenty first second third
bir iki üç on yirmi birinci ikinci üçüncü
Two books İki kitap Second class İkinci sınıf First examination Birinci sınav
3. BELGİSİZ SIFATLAR: (Belirsiz sıfatlar)
Every
Her Any
Hiç Some
Bazı
Every body Herkes Every where Her yer Any body Herhangi bir kimse Some one Herhangi biri Some books Bazı kitaplar
Soru Sıfatları ve İyelik sıfatları
4. SORU SIFATLARI:
Which
Hangi What
Ne How many
Kaç tane How much
Ne kadar
Which book? Hangi kitap? How many books? Kaç tane kitap? How much money? Ne kadar para?
At what time? Ne zaman?
6. İYELİK SIFATLARI: Bu sıfatlar birşeyin birisine ait olduğunu bildirirler.
My book Benim kitabım
Its tail Onun kuyruğu
Your father Senin baban
Our mother Bizim annemiz
His money Onun parası
Your house Sizin eviniz
Her cat Onun kedisi
Their car Onların otomobili
Sıfatların Dereceleri
İngilizcede niteleme sıfatları düzenli ve düzensiz olarak, yani kurallı veya kuralsız olarak iki şekilde derecelendirilebilir. Düzenli olanları daha ileri derecelendirebilmek için normal sıfatların sonuna “er” getirilir. En ileri dereceler içinse normal sıfatların sonuna “est”, ve başına da mutlaka “the article” getirilir. Normal Daha ileri derecede En ileri derecede long uzun longer daha uzun the longest en uzun rich zengin richer daha zengin the richest en zengin hot sıcak hotter daha sıcak the hottest en sıcak great büyük greater daha büyük the greatest en büyük big büyük bigger daha büyük the biggest en büyük large geniş larger daha geniş the largest en geniş wet ıslak wetter daha ıslak the wettest en ıslak wide geniş wider daha geniş the widest en geniş tall uzun taller daha uzun the tallest en uzun high yüksek higher daha yüksek the highest en yüksek hard katı harder daha katı the hardest en katı light hafif lighter daha hafif the lightest en hafif bright parlak brighter daha parlak the brightest en parlak cheap ucuz cheaper daha ucuz the cheapest en ucuz ripe olgun riper daha olgun the ripest en olgun narrow dar narrower daha dar the narrowest en dar strong kuvvetli stronger daha kuvvetli the strongest en kuvvetli
NOT: “great” değer bakımından büyük, “big” hacim bakımından büyüktür. “Large” iri anlamında geniş, “wide” ise en olarak geniştir.
İki heceden daha uzun olan sıfatları daha ileri dereceye çevirmek için başına “more” edatı getirilir. En ileri dereceye çevirmek için ise sıfatın başına “the most” edatı getirilir.
beautiful güzel
important önemli
necessary lüzumlu more beautiful daha güzel the most beautiful en güzel
more important daha önemli the most important en önemli
more necessary daha lüzumlu the most necessary en lüzumlu
İleri ve en ileri dereceye çevrilirken belirli bir kurala bağlı olmayan yani düzensiz şekilde değişen sıfatları: good iyi better daha iyi the best en iyi
bad kötü worse daha kötü the worst en kötü
much fazla more daha fazla the most en fazla
many fazla more daha fazla the most en fazla
little az less daha az the least en az
NOT: “Much” sayılamayan varlıklar, “many” ise sayılabilenler için kullanılır.
Sıfatların Cümle İçindeki Yeri
Sıfatlar cümle içinde tek başlarına özne (subject) yani işi yapan olamaz. Özne daima isim olur. Sıfatlar isim olan bir öznenin baş tarafında bulunurlar ve o ismi süslerler.
A boy is sleeping in the room. Bir çocuk odada uyuyor.
A young boy is sleeping in the room. Genç bir çocuk odada uyuyor.
A book is on the table. Bir kitap masanın üzerindedir.
A green book is on the table. Yeşil bir kitap masanın üzerindedir.
NOT: Bir veya herhangi bir anlamına kullanılan “a” veya “an” hiçbir zaman sıfatlarla ismin arasına giremez. Yani Türkçedeki gibi, iyi bir adam “good a man” olamaz, iyi bir adam demek istenirse, mutlaka, a good man iyi bir adam
a beautiful girl güzel bir kız
an historical building tarihi bir bina, denmesi gerekir.
Sıfatlar isim cümlelerinde “direct object” (nesne) olarak tek başına da bulunabilirler. Bu durumda bir isimle birleşip, sıfat tamlaması olarak kullanılmaları gerekmez.
Ali is clever. The coat is wet Ali akıllıdır. Palto ıslaktır.
She is old. Apples are ripe. O yaşlıdır. Elmalar olgundur.
They are happy. This river is deep. Onlar mutludur. Bu nehir derindir.
We are young. Elephants are heavy. Biz genciz. Filler ağırdırlar.
I am thirsty. The tea is hot. Ben susadım. Çay sıcaktır.
My father is fat. These roses are red. Babam şIşmandır. Bu güller kırmızıdırlar.
The book is white. These flowers are beautiful. Kitap beyazdır. Bu çiçekler güzeldirler.
Sıfatların Cümle İçindeki Kullanışları
Last night the stars were very bright. Dün gece yıldızlar çok parlaktı.
A large car can not pass through a narrow road. Geniş bir otomobil dar yoldan geçemez.
We like hot tea. Biz sıcak çay severiz.
I don’t like cold water. Soğuk su sevmem.
I am fat. Ben şişmanım.
I am a fat boy. Ben şişman bir çocuğum.
Şimdi birbirine eş değerde sıfatlara sahip iki ismin karşılaştırmasını gösteren karşılaştırma cümlelerini görelim. A
is
as
sıfat
as
B
Ahmet is as fat as Mehmet. Ahmet, Mehmet kadar şişmandır.
Ayşe is as beautiful as Fatma. Ayşe, Fatma kadar güzeldir.
Olumsuzlarda,
Ayşe is not as beautiful as Fatma. v Veya “as” yerine “so” da kullanılabilir ve,
Ayşe is not so beautiful as Fatma. Ayşe, Fatma kadar güzel değildir. Olabilir.
Soruda da aynı iki şekil uygulanabilir.
Is Ayşe as beautiful as Fatma?
Veya
Is Ayşe so beautiful as Fatma? Ayşe, Fatma kadar güzel midir?
Sıfatların Birbirleri ile Karşılaştırılmaları
Birbirinden Daha İleri Derecede Sıfatlara Sahip İki İsmin Karşılaştırmalı Çatısı
A is ileri derecede sıfat than B A
Ayşe is more beautiful than Fatma. Ayşe, Fatma’dan daha güzeldir.
My father is fatter than your father. Benim babam, senin babandan daha şişmandır.
İstanbul is larger than Ankara. İstanbul, Ankara’dan daha geniştir (büyük).
John is taller than Henry. John, Henry’den daha uzundur.
My pencil is longer than your pencil. Benim kalemim, senin kaleminden daha uzundur.
Ali is not younger than Ahmet. Ali, Ahmet’den daha genç değildir.
Are they more beautiful than these? Onlar, bunlardan daha güzel midirler?
Birkaç ismin içinden en ileri derecede sıfata sahip karşılaştırma cümleleri: A is en ileri derecede sıfat B in C
Antalya is the hottest city in Turkey. Antalya Türkiye’de en sıcak şehirdir.
Istanbul is the largest city in Turkey. İstanbul Türkiye’de en büyük şehirdir.
My father is the tallest man in our village. Babam bizim köyde en uzun adamdır.
Is he the fattest man in this office? O, bu büroda en şişman adam mıdır?
Who is the most beautiful girl in this class? Bu sınıfta en güzel kız kimdir?
Where is the most expensive cheese? En pahalı peynir nerededir? Who is the tallest girl in this town? Bu kasabada en uzun kız kimdir?
İsimleri niteleyen sözcüklere sıfat (adjective) denir. Sıfatlar genel olarak isimlerden önce gelir ve ismin rengini tadını kokusunu ve durumunu bildirir.
He is an intelligent student. (O, zeki bir öğrencidir.)
She is a pretty girl. (O, güzel bir kızdır.)
İngilizce'de sıfatlar genellikle sonuna aldıkları eklerle tanınabilir. Belli başlı sıfatlar aşağıda verilmiştir:
-al:
typical (tipik), special (özel), international (uluslararası), industrial (endüstriyel), mental (zihinsel), physical (fiziksel), general (genel)
-ant:
pleasant (hoş, samimi, memnun), significant (önemli), tolerant (hoşgörülü), variant (varyant, değişiklik gösteren)
-ent:
different (farklı), patient (sabırlı), sufficient (yeterli), excellent (harika), frequent (sık)
Yukardaki tabloda verilenlerin dışında her hangi bir ek almadan kullanılan sıfatlar da vardır:
good (iyi), fast (hızlı), pretty (güzel), big (büyük), small (küçük), tall (uzun), great (büyük), long (uzun), large (geniş), hard (sert, zor) gibi sıfatlar bunlara örnek verilebilir..
Sıfatlar / Adjectives / ingilizce Dersi
ingilizce Türkçe Sözlük de bir sıfat bir isim ya da zamiri niteleyen bir sözcüktür.Adjective'ler varlıkların renklerini ,biçimlerini ,durumlarını , miktar ve sayılarını , nasıl olduklarını belirtirler.
Sıfatlar genelde " being verb / linking verb " lerden sonra ve niteledikleri isim ve zamirlerden önce gelirler. What kind of , which one , how , how much ,how many gibi soruların yanıtını verirler.
Aşağıda sıfatlarla ilgili bazı özellikler verilmiştir :
1- Önlerine getirilek olumsuzluk veren ön eklerle ( prefix ) , çoğu sıfat olumsuz hale getirilebilir .
un ön eki alan fiillere bazı örnekler :
happy
mutlu
necessary
gerekli
unhappy
mutsuz
unnecessary
gereksiz
clean
temiz
kind
nazik
unclean
pis
unkind
kaba
dis ön eki alan fiillere bazı örnekler :
respectful
saygılı
honest
şerefli
disrespectful
saygısız
dishonest
şerefsiz
loyal
sadık
interested
ilgili
disloyal
sadakatsiz
disinterested
ilgisiz
in ön eki alan fiillere bazı örnekler :
formal
resmi
direct
direk
informal
resmi olmayan
indirect
dolaylı
active
hareketli
expensive
pahalı
inactive
hareketsiz
inexpensive
ucuz
il ön eki alan fiillere bazı örnekler :
literate
tahsilli
logical
mantıklı
illiterate
tahsilsiz
illogical
mantıksız
im ön eki alan fiillere bazı örnekler :
mortal
ölümlü
pratical
pratik
immortal
ölümsüz
impratical
elverişsiz
possible
mümkün
mobile
taşınır
impossible
imkansız
immobile
taşınmaz
ir ön eki alan fiillere bazı örnekler :
regular
düzenli
responsible
sorumlu
irregular
düzensiz
irresponsible
sorumsuz
2- Fiilin sonuna - ing konmuş presen participle hali veya fiiliin 3. şekli olan past particible hali çoğunlukla bir sıfat ( adjective ) olarak kullanılabilir.
a - Fiilin present particible şekliyle ismi niteler :
Örnek ( example ) : boilling water : kaynayan su
i need some boilling water to make tea.
b- Fiilin past particible şekliyle ismi etkiler :
Örnek ( example ) : baked potato : pişmiş patates
Do you like baked potatos ?
3- Bazı sözcüklere eklenen son eklerle ( suffix ) adjective elde edriz.Bu son ekler isimleri ve fiilleri adjective yaparlar.
Örnekler ( examples ) :
to drink
içmek
life
hayat
drinkable
içilebilir
lifeless
cansız
care
özen
help
yardım
careful
dikkatli
helpful
yardım sever
No & Not
No bir sıfattır ve isimleri niteler.
Örnek ( example ) : There were no books on the table. I have no time to waste.
Not bir zarftır ve fiilleri niteler.
Örnek ( example ) : She does not speak French. Not many people work on Sundays.
Sıfatlar ADJECTIVES
İsmi niteleyen kelimelere sıfat (adjective) denir. Sıfatlar cümle içinde tek başlarına kullanılabilecekleri gibi sıfat grubu olarak da kullanılabilirler. Birden fazla sıfat bir arada kullanıldığında diziliş sıralarını aşağıdaki gibi özetleyebiliriz:
1. adjectives which express judgments and attitudes (lovely, perfect, wonderful, nice, etc.)
2. size, length and height (big, wide, short, etc.)
3. shape (square, oval, round, etc.)
4. colour (red, brown, etc.)
5. origin (Spanish, French, etc.)
6. material (wooden, glass, etc.)
7. purpose (jogging shoes, tea pot, etc.)
Bazı sıfatları sonlarına aldıkları eklere göre sınıflandırmak mümkündür. Aşağıdaki tabloya bir göz atalım.
-able/-ible
achievable, capable, illegible, remarkable
-al
biographical, functional, internal, logical
-ful
beautiful, careful, grateful, harmful
-ic
cubic, manic, rustic, terrific
-ive
attractive, dismissive, inventive, persuasive
-less
breathless, careless, groundless, restless
-ous
courageous, dangerous, disastrous, fabulous
Ancak yukarıdaki tabloda yer almayan sıfat sayısı da oldukça fazladır. Bu sıfatların yukarıdaki tablodaki gibi tipik bir yapısı yoktur. Bu sıfatlardan bazıları aşağıdaki gibidir.
bad bright clever cold common complete dark deep difficult
distant elementary good great honest hot main morose old
quiet real red silent simple strange wicked wide young
Bazı sıfatların present participle ve past participle yapıları vardır. Present Participle, fiilin sonuna gelen ‘–ing’ takısıyla, past participle ise fiilin sonuna ‘–ed’ takısı getirilerek oluşturulur. ‘–ing’ ile oluşturulan sıfatlar, o şeklide bir duyguya kapılmamızın sebebini ortaya koyarken ‘–ed’ ile biten sıfatlar olaydan etkilenen kişi olarak durumumuzu anlatır.
Cause of feelingReceiver of feeling
alarming alarmed
amusing amused
boring bored
concerning concerned
confusing confused
embarrassing embarrassed
encouraging encouraged
entertaining entertained
exciting excited
exhausting exhausted
frightening frightened
frustrating frustrated
interesting interested
overwhelming overwhelmed
pleasing pleased
relaxing relaxed
satisfying satisfied
shocking shocked
surprising surprised
terrifying terrified
tiring tired
The show was entertaining. - The children were entertained.
House chores are tiring. - She is tired.
Bazı durumlarda düzensiz fiillerin 3. halleri de sıfat gibi kullanılabilir.
Örnek:broken arrow, torn clothes, sunk ship, sold car, drunk people, hurt feelings
Adjectives İngilizce Sıfatlar
Sıfatlar, isimlerin nitelik ve niceliklerini bildiren kelimelerdir. Varlıkların nasıl olduklarını, sayılarını bildirirler, yerlerini Işaret eder ve isimlerden önce gelirler.
a red apple kırmızı bir elma a large room geniş bir oda
2) BELİRTME SIFATLARI: Dört çeşittir. Varlıkların niceliklerini bildirirler.
İŞARET SIFATLARI:
This
Bu
That
Şu
These
Bunlar
Those
Şunlar
This man Bu adam
That duck Şu ördek
These ducks Bu ördekler Those pencils Şu kalemler
Sayı Sıfatları ve Belgisiz Sıfatlar
SAYI SIFATLARI:
one two three ten twenty first second third
bir iki üç on yirmi birinci ikinci üçüncü
Two books İki kitap Second class İkinci sınıf First examination Birinci sınav
BELGİSİZ SIFATLAR: (Belirsiz sıfatlar)
Every
Her
Any
Hiç
Some
Bazı
Every body Herkes
Every where Her yer
Any body Herhangi bir kimse
Some one Herhangi biri Some books Bazı kitaplar
Soru Sıfatları ve İyelik sıfatları
SORU SIFATLARI:
Which
Hangi
What
Ne
How many
Kaç tane
How much
Ne kadar
Which book? Hangi kitap?
How many books? Kaç tane kitap?
How much money? Ne kadar para?
At what time? Ne zaman?
İYELİK SIFATLARI: Bu sıfatlar birşeyin birisine ait olduğunu bildirirler.
My book Benim kitabım
Its tail Onun kuyruğu
Your father Senin baban
Our mother Bizim annemiz
His money Onun parası
Your house Sizin eviniz
Her cat Onun kedisi
Their car Onların otomobili
Sıfatların Dereceleri
İngilizcede niteleme sıfatları düzenli ve düzensiz olarak, yani kurallı veya kuralsız olarak iki şekilde derecelendirilebilir. Düzenli olanları daha ileri derecelendirebilmek için normal sıfatların sonuna “er” getirilir. En ileri dereceler içinse normal sıfatların sonuna “est”, ve başına da mutlaka “the article” getirilir.
Normal
Daha ileri derecede
En ileri derecede
long
uzun
longer
daha uzun
the longest
en uzun
rich
zengin
richer
daha zengin
the richest
en zengin
hot
sıcak
hotter
daha sıcak
the hottest
en sıcak
great
büyük
greater
daha büyük
the greatest
en büyük
big
büyük
bigger
daha büyük
the biggest
en büyük
large
geniş
larger
daha geniş
the largest
en geniş
wet
ıslak
wetter
daha ıslak
the wettest
en ıslak
wide
geniş
wider
daha geniş
the widest
en geniş
tall
uzun
taller
daha uzun
the tallest
en uzun
high
yüksek
higher
daha yüksek
the highest
en yüksek
hard
katı
harder
daha katı
the hardest
en katı
light
hafif
lighter
daha hafif
the lightest
en hafif
bright
parlak
brighter
daha parlak
the brightest
en parlak
cheap
ucuz
cheaper
daha ucuz
the cheapest
en ucuz
ripe
olgun
riper
daha olgun
the ripest
en olgun
narrow
dar
narrower
daha dar
the narrowest
en dar
strong
kuvvetli
stronger
daha kuvvetli
the strongest
en kuvvetli
NOT: “great” değer bakımından büyük, “big” hacim bakımından büyüktür. “Large” iri anlamında geniş, “wide” ise en olarak geniştir.
İki heceden daha uzun olan sıfatları daha ileri dereceye çevirmek için başına “more” edatı getirilir. En ileri dereceye çevirmek için ise sıfatın başına “the most” edatı getirilir.
beautiful güzel
important önemli
necessary lüzumlu
more beautiful daha güzel the most beautiful en güzel
more important daha önemli the most important en önemli
more necessary daha lüzumlu the most necessary en lüzumlu
İleri ve en ileri dereceye çevrilirken belirli bir kurala bağlı olmayan yani düzensiz şekilde değişen sıfatları:
good iyi better daha iyi the best en iyi
bad kötü worse daha kötü the worst en kötü
much fazla more daha fazla the most en fazla
many fazla more daha fazla the most en fazla
little az less daha az the least en az
NOT: “Much” sayılamayan varlıklar, “many” ise sayılabilenler için kullanılır.
Sıfatların Cümle İçindeki Yeri
Sıfatlar cümle içinde tek başlarına özne (subject) yani işi yapan olamaz. Özne daima isim olur. Sıfatlar isim olan bir öznenin baş tarafında bulunurlar ve o ismi süslerler.
A boy is sleeping in the room. Bir çocuk odada uyuyor.
A young boy is sleeping in the room. Genç bir çocuk odada uyuyor.
A book is on the table. Bir kitap masanın üzerindedir.
A green book is on the table. Yeşil bir kitap masanın üzerindedir.
NOT: Bir veya herhangi bir anlamına kullanılan “a” veya “an” hiçbir zaman sıfatlarla ismin arasına giremez. Yani Türkçedeki gibi, iyi bir adam “good a man” olamaz, iyi bir adam demek istenirse, mutlaka,
a good man iyi bir adam
a beautiful girl güzel bir kız
an historical building tarihi bir bina, denmesi gerekir.
Sıfatlar isim cümlelerinde “direct object” (nesne) olarak tek başına da bulunabilirler. Bu durumda bir isimle birleşip, sıfat tamlaması olarak kullanılmaları gerekmez.
Ali is clever. The coat is wet Ali akıllıdır. Palto ıslaktır.
She is old. Apples are ripe. O yaşlıdır. Elmalar olgundur.
They are happy. This river is deep. Onlar mutludur. Bu nehir derindir.
We are young. Elephants are heavy. Biz genciz. Filler ağırdırlar.
I am thirsty. The tea is hot. Ben susadım. Çay sıcaktır.
My father is fat. These roses are red. Babam şIşmandır. Bu güller kırmızıdırlar.
The book is white. These flowers are beautiful. Kitap beyazdır. Bu çiçekler güzeldirler.
Sıfatların Cümle İçindeki Kullanışları
Last night the stars were very bright. Dün gece yıldızlar çok parlaktı.
A large car can not pass through a narrow road. Geniş bir otomobil dar yoldan geçemez.
We like hot tea. Biz sıcak çay severiz.
I don’t like cold water. Soğuk su sevmem.
I am fat. Ben şişmanım.
I am a fat boy. Ben şişman bir çocuğum.
Şimdi birbirine eş değerde sıfatlara sahip iki ismin karşılaştırmasını gösteren karşılaştırma cümlelerini görelim.
A
is
as
sıfat
as
B
Ahmet is as fat as Mehmet. Ahmet, Mehmet kadar şişmandır.
Ayşe is as beautiful as Fatma. Ayşe, Fatma kadar güzeldir.
Olumsuzlarda,
Ayşe is not as beautiful as Fatma. v Veya “as” yerine “so” da kullanılabilir ve,
Ayşe is not so beautiful as Fatma. Ayşe, Fatma kadar güzel değildir. Olabilir.
Soruda da aynı iki şekil uygulanabilir.
Is Ayşe as beautiful as Fatma?
Veya
Is Ayşe so beautiful as Fatma? Ayşe, Fatma kadar güzel midir?
Sıfatların Birbirleri ile Karşılaştırılmaları
Birbirinden Daha İleri Derecede Sıfatlara Sahip İki İsmin Karşılaştırmalı Çatısı
A
is
ileri derecede sıfat
than
B
A
Ayşe is more beautiful than Fatma. Ayşe, Fatma’dan daha güzeldir.
My father is fatter than your father. Benim babam, senin babandan daha şişmandır.
İstanbul is larger than Ankara. İstanbul, Ankara’dan daha geniştir (büyük).
İngilizce'de isimler (nouns), countable ve uncountable diye ikiye ayrılır. Yani sayılabilir ve sayılamaz isimler... Sayılabilir isimler singular (tekil) ve plural (çoğul) halde kullanılabilir. Ancak sayılamaz isimler, daima yalın halde tekil olarak kullanılmalıdır.
İngilizce'de sayılabilir isimler, sonuna aldıkları -s ve -es ekleriyle çoğul olurlar.
1) Sonu "o" ile biten isimler (-es) alır: potato - potatoes
2) Sonu "x" ile biten isimler (-es) alır: fox - foxes
3) Sonu "s" ile biten isimler (-es) alır: glass - glasses
4) Sonu "f/fe" ile biten isimler (-ves) alır: wolf - wolves
5) Sonu "y" ile biten isimlerde bir önceki harf de sessiz ise "y" düşer ve (-ies) eki gelir: story - stories, city - cities gibi...
6) Sonu "ch/sh" ile biten isimler (-es) alır: dish - watches
7) Bunlar dışında kalan diğer isimler (-s) alır: books, kids, pecils gibi...
Ancak -s veya -es eki almayan istisnai durumlar da mevcuttur; bunlardan bazı örnekler:
man (adam) - men (adamlar)
woman (kadın) - women (kadınlar)
person (kişi) - people (insanlar)
tooth (diş) - teeth (dişler)
foot (ayak) - feet (ayaklar)
mouse (fare) - mice (fareler)
fish (balık) - fish (balıklar)
sheep (koyun) - sheep (koyunlar)
ox (öküz) - oxen (öküzler)
goose (kaz) - geese (kazlar)
this (bu) - these (bunlar)
that (şu) - those (şunlar)
PLURAL FORMS OF NOUNS (İSİMLERİN ÇOĞUL HALLERİ)
a)Çoğu isimin sonuna –s & -es takıları getirilir.
Singular Plural : boat - boats hat - hats house - houses river - rivers
b) Eğer bir ismin son sesi sessiz harf + y den oluşuyorsa, - ies ismin sonuna eklenir:
Singular Plural a cry - cries a fly - flies a nappy - nappies a poppy - poppies a city - cities a lady - ladies a baby - babies
c) çoğul halleri düzensiz olan İsmler:
TEKİL
ÇOĞUL
woman
women
man
men
child
children
tooth
teeth
foot
feet
person
people
leaf
leaves
half
halves
knife
knives
wife
wives
life
lives
loaf
loaves
potato
potatoes
cactus
cacti
focus
foci
fungus
fungi
nucleus
nuclei
syllabus
syllabi/syllabuses
analysis
analyses
diagnosis
diagnoses
oasis
oases
thesis
theses
crisis
crises
phenomenon
phenomena
criterion
criteria
datum
data
d) bazı isimlerin hem tekil hemde çoğul halleri aynıdır:
Singular - Plural sheep - sheep fish - fish species - species aircraft - aircraft
e) bazı isimler hep çoğul biçimde kullanılır ve çoğul fil alırlar:
trousers : My trousers are too tight. jeans: Her jeans are black. glasses : Those glasses are his.
p) bacterium – bacteria curriculum – curricula datum – data medium – media memorandum – memoranda Some nouns that English has borrowed from other languages have foreign plurals.
Tekil-Çoğul ( Singular-Plural)
İsimleri Çoğul Yapma Kuralları:
1.İsimleriçoğul yapmak istediğimizdesonlarına –s ekini getiririz.
Cameras, pens ,phones ,bananas
2.–ch, -sh, -s, -x (bazen -o) harfi ile biten isimler çoğul yapılmak istendiğinde sonlarına –es eki getirilir. Yabancı dillerden geçen sözcükler bu kurala dahil değildir.
3.–y harfi ile biten isimler çoğul yapılırken –y harfi düşer ve –ies eki getirilir.
Cities, families, parties
4.–f harfi ile biten isimler çoğul yapılırken –f harfi düşer yerine –ves eki getirilir.
Loaves, wives
5.Bazı isimlerin çoğul halleri düzensizdir. Bunlaradüzensiz(kural dışı) isimler denir.
Man-men
Child-children
Person-people
Tooth-teeth
Foot-feet
Mouse-mice
Sheep-sheep
Fish-fish
6.Birleşik isimler çoğul yapılırken çoğunlukla ikinci kelime çoğul yapılır.
Travel agents (seyahat acentaları)
Bazen birinci kelime çoğul yapılır. (İçinde edat bulunan birleşik isimlerde.)
Sisters-in-law (görümceler)
7.Kısaltmalar da çoğul yapılabilir.
VIPs (very important people) : çok önemli kişiler
UFOs ( unidentified flying objects) kimliği bilinmeyen uçan nesneler
İngilizce’de çoğul yapmak için -s,-es,-ies eklerini ekleriz fakat bu kuralın dışına çıkan bazı isimler vardır.Aşağıdaki testde bunları bulalım.
Singular or Plural Game 1
Sort the words into singular or plural. Match the singular with its plural and choose presents for Lucy.
A noun is a type of word which refers to a person, place, or thing. Nouns can be conjugated in either singular or plural form. A singular noun refers to just one person, place, or thing (for example, a bat or a ship). A plural noun refers to multiple people, places, or things (for example, bats or ships).
The majority of English count nouns are regular and predictable in the spelling of the plural form1. However, other nouns have irregular plural spellings. Both of these kinds of nouns will be covered here.
Rule #1: Add -s
Most nouns can be pluralized simply by adding an -s at the end of the word. For example:
edge/edges
girl/girls
song/songs
bag/bags
cat/cats
boy/boys
day/days
Rule #2: Add -es to nouns ending in s, z, ch, sh, and x
Nouns which end in the letters s, z, ch, sh, and x-es at the end. For example:
glass/glasses
horse/horses
buzz/buzzes
dish/dishes
box/boxes
bush/bushes
witch/witches
switch/switches
Rule #3: Nouns ending in o
For words ending in the letter o, sometimes they are pluralized by adding s, while other words must be pluralized by adding es. These words must be memorized, because there is no simple rule to explain the differences.2
Examples (es):
echo/echoes
embargo/embargoes
hero/heroes
potato/potatoes
veto/vetoes
tomato/tomatoes
torpedo/torpedoes
hero/heroes
veto/vetoes
Examples (s):
Most nouns ending in o preceded by a vowel are pluralized by simply adding s3. Some other o nouns do this, too:
auto/autos
folio/folios
cameo/cameos
portfolio/portfolios
kilo/kilos
photo/photos
zoo/zoos
memo/memos
solo/solos
soprano/sopranos
studio/studios
pimento/pimentos
tattoo/tattoos
video/videos
piano/pianos
pro/pros
kangaroo/kangaroos
Rule #4: Nouns Ending in a consonant Y
For nouns ending in the letter y, replace the ending y with ies. For example:
baby/babies
story/stories
poppy/poppies
baby/babies
daisy/daisies
spy/spies
lady/ladies
Note that for words ending in y preceeded by a vowel (a complex vowel sound), an s is simply added, as usual. For example:
day/days
toy/toys
essay/essays
turkey/turkeys
chimney/chimneys
play/plays
joy/joys
valley/valleys
alley/alleys
volley/volleys
(Irregular) Some nouns Ending in -F or -FE
For some nouns ending in f or fe, replace the ending f or fe with ves:
calf/calves
elf/elves
half/halves
hoof/hooves
leaf/leaves
life/lives
loaf/loaves
scarf/scarves
self/selves
sheaf/sheaves
wolf/wolves
shelf/shelves
thief/thieves
knife/knives
wife/wives
(Irregular) Some nouns change the vowel sound in becoming plural:
fireman/firemen
foot/feet
goose/geese
louse/lice
man/men
mouse/mice
tooth/teeth
woman/women
(Irregular) Some Old English plurals are still in use:
child/children
ox/oxen
Nouns adopted from other languages4
Singular ends in -IS
For nouns in which the singular form ends in is, the plural form will end in es. For example:
hypothesis/hypotheses
diagnosis/diagnoses
ellipsis/ellipses
analysis/analyses
basis/bases
crisis/crises
thesis/theses
oasis/oases
synthesis/syntheses
synopsis/synopses
emphasis/emphases
neurosis/neuroses
paralysis/paralyses
parenthesis/parentheses
Singular ends in -UM
Plural ends in a:
bacterium/bacteria
datum/data
curriculum/curricula
medium/media
memorandum/memoranda
ovum/ova
symposium/symposia
erratum/errata
addendum/addenda
stratum/strata
Singular ends in -ON
Plural ends in -a
criterion/criteria
phenomenon/phenomena
automaton/automata
Singular ends in -A
Plural ends in -ae
alga/algae
amoeba/amoebae
larva/larvae
formula/formulae
antenna/antannae
nebula/nebulae
vertebra/vertebrae
vita/vitae
Singular ends in -ex or -ix
Plural ends in -ices:
appendix/appendices
index/indeces
matrix/matrices
vertex/vertices
vortex/vortices
apex/apices
cervix/cervices
axis/axes
Singular ends in -us
Plural ends in -i:
alumnus/alumni
bacillus/bacilli
cactus/cacti
focus/foci
stimulus/stimuli
focus/foci
octopus/octopi
radius/radii
stimulus/stimuli
terminus/termini
Singular ends in -us:
Plural ends in -a:
corpus/corpora
genus/genera
Singular ends in -eau
Plural ends in -eaux:
bureau/bureaux
beau/beaux
portmanteau/portmanteaux
tableau/tableaux
Other irregular plurals, retained from different languages:
Italian
libretto/libretti
tempo/tempi
virtuoso/virtuosi
Hebrew
cherub/cherubim
seraph/seraphim
Greek
schema/schemata
Other Irregular Plurals
man/men
woman/women
fungus/fungi
species/species
medium/media
person/people
foot/feet
tooth/teeth
goose/geese
mouse/mice
louse/lice
child/children
penny/pence
ox/oxen
Posessive Plurals
For plural nouns ending in the letter s, add only the apostrophe. For example:
The Johnsons' farm
Singers' voices
The thieves' guild
For plural nouns not ending in the letter s, add an apostrophe and s. For example:
Women's soccer
Children's books
Words Which are Always Plural or Always Singular
Some nouns are always plural or always singular. Some other nouns have the same form for singular and plural.5
Some nouns are always plural (things that come in pairs):
pants
clothes
binoculars
jeans
forceps
trousers
tongs
shorts
tweezers
people
pajamas
police
shorts
glasses
scissors
mathematics
Aggregate Nouns
Some nouns end in -s but have no singular (these are called aggregate nouns). These are traditionally plural, but are also used for singular forms:
accomodations
bread
amends
tea
archives
cheese
bowels
jam
communications
soup
congratulations
soap
contents
snow
stairs
cotton
wood
thanks
water
goods
information
advice
knowledge
furniture
news
means
series
species
barracks
crossroads
gallows
headquarters
Nouns with the same form
Some nouns have the same form for singular and plural, such as fish and animals. (Note that not all fish have the irregular plural form, though--e.g., one shark becomes two sharks)
Edatlar (Prepositions) İngilizce'de nesnelerden önce gelerek fiil ve özne/nesne arasında bağlantı kurmaya yarayan kelimelerdir. Örneğin Türkçe'deki ismin -de hali (bulunma), -den hali (ayrılma), -i hali, -e hali (yönelme) gibi durumlar İngilizce'de (Prepositions) denilen edatlarla sağlanır. Belli başlı edatlar nelerdir?
ABOUT (hakkında, yaklaşık)
We talked about you. (Senin hakkında konuştuk.)
There are about ten million people living in Istanbul. (Istanbul'da yaşayan yaklaşık on milyon insan var.)
AFTER (-den sonra, ardından)
After you (senden sonra)
After ten o'clock (saat ondan sonra)
AT (-de/da, -e/a)
At two o'clock (saat ikide)
Look at me (bana bak.)
At cinema (sinemada)
BEFORE (-den önce)
Before him (Ondan önce)
Before three o'clock (saat üçten önce)
BETWEEN (arasında)
Between you and him (senin ve onun arasında)
Between February and May (Şubat ve Mayıs arasında)
FROM (-den/dan)
From Istanbul (İstanbul'dan)
IN (-de/da, -in içinde)
In Istanbul (İstanbul'da)
In the house (evde)
INTO (-in içine doğru, -e doğru)
Caome into house (eve gir)
OF (-ın/in)
the front of the house (evin önü)
ON (-in üzerinde)
The cat is on the table. (Kedi masanın üstündedir.)
OVER (üzerinde- dokunma yok)
The plane is over the city. (Uçak şehrin üzerinde.)
TO (-e/a, -e doğru)
To Istanbul (İstanbul'a)
I am going to Istanbul. (Ben İstanbul'a gidiyorum.)
UNDER (-in altında)
He is under the tree. (O, ağacın altında)
WITH (ile)
Come with me. (Benimle gel)
Go with him. (Onunla git)
WITHOUT (-siz, -sız)
Without you (sensiz)
PREPOSITIONS OF PLACE
(YER BİLDİREN EDATLAR)
above : Üzerinde, üst tarafında.
The ball is above the box
Top kutunun üst tarafında. (Kutuya deymiyor!!!)On : Üzerinde.
The ball is on the box.
Top kutunun üzerinde. (Kutuya deyiyor!!!)on top of : En üstünde.
The ball is on top of the box.
Top kutunun en üstünde.Under : altında
Below : altında
The ball is under the box.
The ball is below the box.
Top kutunun altında.
in : içinde
inside : iç tarafta
The ball is in the box.
The ball is inside the box.
Top kutunun içinde (iç tarafında)
next to : Yanında, bitişiğinde.
The ball is next to the box.
Top kutunun hemen yanında.beside : yanında
The ball is beside the box.
Top kutunun yanında.
Near : Yakınında
The ball is near the box.
Top kutunun yakınında.
far (away) from : -den uzakta
The ball is far away from the box.
Top kutudan uzakta.
between : Arasında
The ball is between the two boxes.
Top iki kutunun arasında.
behind : arkasında
in back of : arkasında
The ball is behind the box.
The ball is in back of the box.
Top kutunun arkasında. (Top kutunun dış tarafında!!!) in the back of : arkasında (iç tarafta) "the" kullanıldığına dikkat ediniz!!! inside : iç tarafta
The ball is in the back of the box.
Top kutunun arka tarafında (içinde).
The ball is inside the box.
Top kutunun iç tarafında. in front of : önünde outside : dışında
The ball is in front of the box.
Top kutunun önünde. (Dış tarafta!!!)
The ball is outside the box.
Top kutunun dışında. in the front of : içinde (iç tarafta) "the" kullanıldığına dikkat ediniz!!!
The ball is in the front of the box.
Top kutunun önünde. (İç tarafta) in the middle : ortasında
The ball is in the middle of the box.
Top kutunun ortasında.(İç tarafında)
Yer bildiren edatları in,on,at,between,over,through,under,next to,behind,in front of olarak sıralayabiliriz.
in : Bir nesnesin birşeyin içinde olduğunu ifade ederken kullanılır.
This ball is in the red box.(Bu top kırmızı kutunun içinde)
on : Nesnelerin birşeyin üstünde olduğunu ifade etmekte kullanırız.
The ball is on the red box.(Top kırmızı kutunun üstünde)
under : Bir nesnenin başka bir nesnenin altında olduğunda söylerken kullanılır.
The ball is under the box.(Top kutunun altında)
between : Birşeyin iki nesne arasında olduğunu ifade etmekte kullanılır.
John is between Jack and Mike.
through : Birşeyin içinden geçerek birşeye ulaşabiliyorsak through kullanılır.
John is looking through the telescope.(John teleskoptan bakıyor)
next to : Bir nesnenin diğerinin yanında olduğunu ifade ederken kullanırız.Yanında olması demek resimde görüldüğü gibi tam bitişiğinde olmasıdır.
The brown house is next to the black house.(Kahverengi ev siyah evin yanında)
over : Bir nesne başka bir nesnenin üzerinde temas etmeden duruyorsa over kullanırız.
The man is holding the umbreall over the gopher.Adam şemsiyeyi sincapın üzerinde tutuyor.
behind : Bir nesne başka bir nesnenin arkasındaysa behind kullanırız.
The men are behind the pumpkins.(Adamlar kabakların arkasında)
in front of : Bir şey başka bir nesnenin önünde duruyorsa in front of kullanırız.
The pumpkins are in front of the men.(Kabaklar adamların önünde)
across : Karşıdan karşıya, bir baştan diğer başa
The man is going across the street(Adam caddeden karşıdan karşıya geçiyor.)
by : Genelde bir nehrin,denizin,gölün yanında olduğumuzu söylerken kullanırız.
Jack,John and Mike are by the river.(Jack,John ve Mike nehrin kenarında)
at : Bir nesnenin belli bir mekanda olduğunu ifade ederken kullanılır.
Kullanımı en zor edattır,Türkçe’de tam birebir bu görevi üstlenen bir öğe bulunmması bunun başlıca sebebidir.
at home - evde at the door -kapıda at the bus stop - otobüs durağında
Tidy your room!!! Odanı topla!!!
Odanızı toplamanız gerekiyor!!Odanın alt kısmında duran nesnelere tıklayınca nereye koyacağın sana söylenecek.Kaytarmak yok hadi bakalım.
İngilizce’de edatlar “prepostion olarak adlandılır.Bunların bir kısmı nesnelerin konumu ifade ederken kullanılır.Bu quizde sizden cisimlerin yerlerini tarif etmeniz isteniyor.Oyun ekranında solda duran edatları cisimlerle eşleştirin.
Edatlar (prepositions), farklı tür ve görevdeki sözcükler ve kavramlar arasında anlam ilgisi kurmaya yarayan sözcüklere denir. Edatların tek başlarına anlamları olmadığı gibi, tek başlarına görevleri de yoktur. Ancak diğer sözcüklerle birlikte cümle içinde görev ve anlam edinirler.
Preposition İngilizcede değişik ifadeler arasındaki ilişkiyi anlatması bakımından önemlidir.
Edat, ismin -i, -de, -den gibi çeşitli hallerini gösterir.
İsimlerin (nouns) önünde yer alırlar. Bu nedenle preposition yani önhal olarak anılırlar.
Pre : ön
Position (pozisyon, durum, hal)
Preposition (ön pozisyon ,hal, durum)
Yani, ismin ön halidir. Örnekler:
At home (ev-de)
To school (okul-a)
In office (büro-da)
From factory (fabrika-dan)
The vase is on the table. (Vazo masanın üzerindedir.)
The pen is under the chair. (Kalem sandalyenin altındadır.)
The house is behind the post office (Ev, postanenin arkasında.)
I came in time. (Zamanında geldim.)
İnglizce’de edatların kullanım yerleri genellikle isimden bir öncedir. Ancak, bazen isimden sonra da gelirler. Bunların başında sorular gelir.
Örnek:
That’s the story he was telling me about. (Bana anlatmakta olduğu hikaye odur.)
What can I cut the mellon with? (Kavunu neyle kesebilirim?) a)Edatların İnglizce’de üç türlü kullanımı vardır
1.İsimler ile
for money (para için)
in business (işte)
without love (aşksız)
with a man (adam ile)
2.Zamirler ile for them (onlar için)
without you (sensiz)
by him (onun ile)
from her (ondan)
about me (benim hakkımda)
3.Gerundlar ile
for learning (öğrenmek için)
about teaching (öğretme hakkında)
against talking (konuşmaya karşı)
Önemli!!: Bir cümle preposition ile bitirilemez ama istisnalar hariç. b) En yaygın olarak kullanılan prepositionlar
about,
above,
across,
after
against,
along,
among,
around,
at,
before
behind,
below,
beneath,
beside,
between,
beyond,
but,
by,
concerning,
despite,
down,
during,
except,
for,
from,
in,
inside,
in front of,
into,
in spite of,
like,
near,
next to,
of,
off,
on,
onto,
out,
opposite,
outside,
over,
past,
since,
through,
throughout,
till,
to,
towards,
under,
underneath,
until,
up,
upon,
with,
within,
without.
c) Edatların fiille ilişkisinden iki türlü sonuç çıkar
1.Fiil ve edat esas anlamlarını muhafaza eder.
Örnekler:
I am sitting in my room and reading a book. (odamda oturuyorum ve kitap okuyorum.)
She is looking at her husband and whispering something. (kocasına bakıyor ve ona birşeyler fısıldıyor.)
They told us about their adventures. (bize maceralarını anlattılar.)
2.fiil ve edat kendi anlamlarını kaybederek birlikte idiyomatik bir anlam oluşturur.
Örnekler:
The baby takes after its mother. (bebek annesine benziyor.)
Bu cümlede yer alan “take” fiili almak, “after” edatı ise sonra,sonrasında demektir. ancak, ikisi birlikte kullanıldığında hiç ilgisiz bir anlam ortaya çıkıyor ki bu da benzemektir (resemble).
He didn’t take to me at first glance. (ilk bakışta beni sevmedi.)
We set about preparing for fair. (fuar için hazırlanmaya başladık.)
The cargo ship made for the destination place. (Kargo gemisi varış yerine doğru yol aldı.)
Let’s look to this matter once more. (Meseleyi bir kez daha inceleyelim.)
d)Yön Bildiren Edatlar
1. “To” Başlıcası “to” edatıdır ve bir hedefe doğru yönelişi ima eder. Şayet sözkonusu olan fiziki bir hedef ise, “to” hedef yönünde bir hareketi gösterir. Mesela,
Örnek:Arda came back to his country. (Arda ülkesine geri döndü.)
“To” edatı “on” ve “in” edatlarıyla birleşerek “onto” ve “into” edatlarını oluşturur. “Onto” bir yüzeye yönelişi gösterir. “into” ise bir iç sahaya doğru harekettir.
Örnek:Please come in to my room. (Lütfen odama girin.)
He placed his stuff onto the floor. (Eşyalarını döşeme yüzeyine koydu.)
“To” bazen başka prepozisyonların parçasıdır. Mesela “towards” gibi.
Örnek:
The ship is sailing towards Marmara. (Gemi Marmara’ya doğru seyrediyor.)
** Master yapan “to” konumuz dışındadır.
“To” edatı iletişimde kullanılan fiillerden sonra gelir. (listen, speak (tell fiilinde kullanılmaz), relate, appeal (rica ve yalvarma anlamında kullanılırsa)
Örnek:
The family listens to the news every night. (Aile her akşam haberleri dinler.)
Listen to what I say. (Lafımı dinle)
The teacher speaks to his students softly. (Öğretmen öğrencileriyle kibarca konuşur.)
The book relates to a historical event. (Kitap, tarihi bir olayla ilgili.)
She appealed to God. (Tanrı’ya yalvardı.)
“To” edatı hareket ifade eden fiillerle kullanılır. (move, go, transfer, walk/run/swim/ride/drive/ fly, travel )
Örnek:
They are moving to the new city. (Yeni bir şehre taşınıyorlar)
We go to the cinema every weekend. (Her haftasonu sinemaya gideriz.)
The plane is flying to Ankara. (Uçak, Ankara’ya uçuyor.)
Hakan transferred to Inter of Italy. (Hakan, Inter’e transfer oldu.)
The cavalry rode to the hostile castle. (Süvari birliği düşman kaleye saldırdı.)
“To” ve “Towards” Farkı
“To” spesifik bir hedefe doğrudur. “Towards” ise genel bir hedef gösterir. “To” , hedefe varıştır. “Towards” da ise hedefe varıp varılmadığı belli değildir.
Örnek:
The frightened boy ran to his mother. (Korkan çocuk annesine doğru koştu.)
The hungry lion started to walk towards the forest where it could hunt. (Aç aslan , avlanabileceği ormana doğru yürümeye başladı.)
2."onto"Hareket fiillerinde “onto” yerine genellikle “on” kullanılır.
**Bu edatın kullanımı giderek azalmaktadır. Hareket fiillerinde
3. "in”Hareket fiillerinde aynı durumlar için "in” ve “into" kullanılır. “into” edatı cümlelerin sonunda yer almaz ancak soru cümlelerinin sonunda olabilir.
Örnek:
She came in. (İçeri girdi )(she came into olmaz.)
Now what kind of trouble has she gotten herself into? Bazı durumlarda sadece “in” veya “inside” kullanılabilir.
Sabit durumları gösteren fiillerde on (üstünde) veya in (içinde) klasik anlamlarıyla yer alır.
“at” = Belirli bir zamanı ifade etmek için kullanılır
“on” = Belirli gün ve zamanları ifade etmek için kullanılır
Prepozisyon kendisinden sonar gelen isimle uyumlu olmalıdır. Doğru prepozisyonun kullanılması, kelimenin ilgili olduğu fiille mi ilgili olduğuna ya da o kelimenin maskülin, dişi, tek ve çift olup olmadığına bağlıdır.
Bir cümlede edatın etkilediği ismi bulmak güçtür. Çünkü edatların Inglizce’deki kullanımı Türkçe’ye uymaz.
e) Basit Edatlar In (içinde) (sabit durumda ve dışında olmayan)
At (...de, ...da) Into (içinde )(haraket olduğunda) On (üzerinde) (statik olarak) Onto (üzerinde) (dinamik olarak) Under (altında) Up (yukarıya, yukarıda) Down (aşağıya, aşağıda) After (...den sonra) Before ( ...den once) With (ile) Without ( ...sız) Of (...nın) (telafuzu hafif bir “v” sesi iledir) Off (haricinde, dışında) (tek başına kullanılmaz, deyimselleşmiş kalıplarda. “of” olarak telafuz edilir.) By (ile, tarafından, ...e kadar)
Near (...nın yakınında, ...e yakın) Next to (...nın yanına, bitişiğinde) Like (gibi) Unlike (aksine) As (olarak) From (...den, ...dan,) (somut olarak) Out of (...den, ...dan) (soyut olarak) Beyond (ötesinde) Behind (arkasında) Beneath (yerin altında) Beside ( ...den başka, ...nın yanında) Over( üstünde (temas olmadan) ) “over” bir önek olarak kullanılrsa sonrasındaki kelimeye “aşırı, fazla” anlamını katar. Bu kullanımda artık edat değildir.
f)Kompleks Edatlar Because of
In spite of ( ...e rağmen) Despite “ “ Due to Owing to On account of (...den dolayı)
In view of.. (ışığında,meyanında)
Regarding Concerning As regards ( ...e ilişkin) With regard to About
In case of ( ...halinde,durumunda) In the event of In terms of (itibariyle, bakımından) With respect to (...e göre )(kıyaslamada) According to ( ...e göre )(görüş belirtirken) In addition to ( ...e ilaveten) Instead of (...nın yerine)
g)Aşağıdaki kelimeler prepozisyonsuz kullanılır
downstairs (aşağıkat) downtown (aşağı mahalle) home (ev)
h)Gereksizce Kullanılan Edatlar - Unnecessary Prepositions
Günlük hayatta özellikle Amerikalılar bazen gerekmediği halde cümlede edat kullanır. Bu hatadan kaçınmamız gerekir.
Örnekler:
She met up with the new manager. Yanlış She met the new manager (yeni müdürle karşılaştı) Doğru
The vase fell off of the table. Yanlış The vase fell off the table. (Vazo masadan düştü.) Doğru
I wouldn't let strangers sit inside of the house. YanlışI wouldn't let strangers sit inside the house. (yabancıların evde oturmasına izin vermem.) Doğru
Where did you go to? YanlışWhere did you go? (Nereye gittin?) Doğru
Where is the hospital at? YanlışWhere is the hospital? (Hastane nerede?) Doğru
i)Başlıca edatların kullanımıyla ilgili örnekler
TOAccustom(ed) to: The foreigners were soon accustomed to living in Turkey. (Yabancılar Türkiye’de yaşamaya hemen alıştılar.)
Amount to: The exports of the company amounted to tens of millions. (Şirketin ihracatları on milyonlarca dolara çıktı.)
Appeal to: The speech of the prime minister appealed to the public. (Başbakanın konuşması halkı etkiledi.)
Apply to: Millions of students are going to apply to universities this year. (Milyonlarca öğrenci bu sene üniversitelere başvuruyor.)
Attach(ed) to: The price list was attached to the letter. (Fiyat listesi mektuba eklenmişti.)
Attend to: Many music lovers attended to the concert. (Çok sayıda müzik sever konsere katıldı.)
Belong to: Everything I have belongs to my children. (Sahip olduğum herşey çocuklarıma aittir.)
Blind to: The mayor was blind to the problems of the city. (Belediye başkanı şehrin sorunlarına karşı kördü-ilgisizdi-.)
Challenge to: The young boxer was brave enough to challenge to the champion. (Genç boksör şampiyona meydan okuyacak kadar cesurdu.)
Close to: His house was close to mine. (Evi benimkine yakındı.)
Compare to: The accountant compared the results of the last year to those of this year. (Muhasebeci geçen yılın sonuçlarını bu yılkilerle karşılaştırdı.)
Condemn(ed) to: The suspect has been condemned to a heavy punishment. (Zanlı ağır bir cezaya çarptırıldı.)
Confess to: He confessed to the police all the crimes he committed. (Polise işlediği bütün suçları itiraf etti.)
Confine to: His studies were confined to a specific area. (Onun çalışmaları belli bir alanla sınırlıydı.)
Consent to: All the members consented to my proposal. (Tüm üyeler benim önerime rıza gösterdiler-uzlaştılar-.)
Contrary to: His actions have always been contrary to his words. (Onun yaptıkları daima sözlerine zıttır.)
Convert to: In western countries, many Christians are converting to Islam. (Batı ülkelerinde çok sayıda Hristiyan Müslümanlığa dönüyor.)
Cruel to: Her father was always cruel to her. (Onun babası ona her zaman zalimdi – zalimce davrandı-.)
Dear to: The memory of my beloved mother will always be dear to me. (Sevgili annemin hatırası benim için daima aziz olacaktır.)
Entitle(d) to: The vice manager has been entitled to take some decisions in his turf. (Müdür yardımcısı kendi alanında bazı kararları almaya yetkili kılındı.)
Equal to: Two and two equal to four. (iki iki daha dört eder.)
Faithful to: A Turkish woman is always faithful to her husband and children. (Bir Türk kadını kocası ve çocuklarına daima bağlıdır.)
Fatal to: This medicine can be fatal to a patients’ health. (Bu ilaç bir hastanın sağlığı için ölümcül olabilir.)
Harmful to: The political debated in Turkey are sometimes very harmful to the stability of the country. (Türkiye’deki politik tartışmalar bazen ülkenin istikrarı için çok zararlı olur.)
Indifferent to: I did everything to attract her attention yet she was indifferent to me. (onun dikkatini çekmek için herşeyi yaptı yine de bana karşı kayıtsızdı.)
Inferior to: Ordinary people always seemed inferior to a king. (Sıradan insular bir krala daima aşağılık göründüler.)
Liable to: An honest debtor feels liable to pay back his/her debt. (Dürüst bir borçlu borcunu ödemeye kendini yükümlü-mecbur-hisseder.)
Listen to: Listen to the teacher carefully. It pays off in the exam. (Hocayı dikkatle dinle. Sınavda yararını görürsün.)
Mention to: He mentioned to me that he would not take part in the club. (Bana klüpte yer almayacağını açıkladı.)
New to: What you have just told me is all new to me. (Bana anlattıklarının hepsi benim için yeni.)
Obedient to: In a paternalistic society, everybody has to be obedient to the person in charge. (Pederşahi bir toplumda herkesin baştakine karşı itaatkar olması gerekir.)
Object to: The young officers objected to the action plan of the general. (Genç subaylar generalin hareket planına itiraz ettiler.)
Obvious to: It was obvious to everyone that the relations were deteriorating. (İlişkilerin bozulduğu herkesin malumuydu.)
Occur to: All of a sudden it occurred to him that he was making a mistake. (Birdenbire bir hata yaptığı kafasına dank etti.)
Oppose to: The opposition parties strongly opposed to the draft prepared by the government. (Muhalefet partileri hükümetin hazırladığı yasa teklifine şiddetle karşı çıktılar.)
Polite to: All ladies expect the gentlemen to be polite to them. (Bütün hanımlar bayların kendilerine kibar davranmalarını bekler.)
Prefer to: We should prefer poverty to dishonesty. (Fakirliği şerefsizliğe tercih etmeliyiz.)
Previous to: Previous to his achievements he wasn’t well known in the countries. (Başarılarından once ülkede tanınmıyordu.)
React to: In World Trade Organization meeting the developing countries reacted to the selfishness of the developed countries. (Dünya Ticaret Örgütü toplantısında gelişmekte olan ülkeler gelişmiş ülkelerin bencilliğine reaksiyon gösterdiler.)
Reply to: The export department should reply to the incoming messages as soon as possible. (İhracat departmanı gelen mesajlara gecikmeksizin yanıt vermelidir.)
Respond to: During the Cold War, the Soviet Union responded to every military action done by USA. (Soğuk Savaş sırasında Sovyetler Birliği ABD’nin yaptığı her askeri harekata mukabele etti.)
Rude to: The teacher should never be rude to students. (Bir öğretmen hiçbir zaman öğrencilerine kaba davranmamalıdır.)
See to: When a problem arises, a good manager sees to it instantly. (Bir sorun çıktığında iyi bir yönetici anında icabına bakar.)
Sensitive to: All living beings are sensitive to radical changes in the atmosphere. (Tüm canlılar, atmosferdeki radikal değişikliklere karşı duyarlıdır.)
Similar to: All the songs of that singer are similar to one another. (O şarkıcının tüm şarkıları birbirine benzerdir.)
Strange to: The new comers seemed strange to the old residents of the village. (Yeni gelenler, şehrin eski sakinlerine tuhaf göründü.)
Submit to: The holy books tell us to submit to faith after we have done all our best. (kutsal kitaplar bize elimizden gelen herşeyi yaptıktan sonra kadere teslim olmamızı söyler.)
Superior to: A distinguished person never claims to be superior to others. (Seçkin bir insan asla başkalarından üstün olduğunu iddia etmez.)
Surrender to: Turkish soldiers never surrender to the enemy. (Türk askeri hiçbir zaman düşmana teslim olmaz. ).
Turn to: When he failed in his business, he turned to dirty tricks. (İşinde batınca kirli oyunlara sarıldı-döndü-.)
Useful to: He took with him all the tools that would be useful to him. (Ona faydalı olabilecek tüm aletleri yanına aldı.)
Yield to: This year investment in stock exchange yielded to high profits. (Bu sene borsa yatırımları yüksek karla sonuçlandı.)
Write to: The young girl said to his sweet heart “Write to me every day.” (Genç kız sevgilisine “Bana her gün yaz” dedi.)
ONAct on: In a disciplined football team, the players all act on what the couch says. (Disiplinli bir futbol takımında oyuncular hep koçun dediğine gore hareket ederler.)
Base on: This book is based on our studies and experiences in English language. (Bu kitap İngiliz dili üzerine çalışmalarımız ve deneyimlerimize dayanıyor.)
Call on: Call on me whenever you have any problem. (Bir sorunun olduğunda beni ara.)
Comment on: Although my mother-in-law is not so educated, she finds herself capable of commenting on every matter. (Pek eğitimli bir kimse olmamasına rağmen kayınvalidem her mesele hakkında kendini yorum yapabilecek kapasitede zanneder.)
Concentrate on: A responsible person concentrates on whatever he does. (Sorumlu bir insan yaptığı her iş üzerine odaklanır.)
Congratulate on: Everybody congratulated her on her remarkable performance in the company. (Herkes onu şirketteki önemli başarısından dolayı tebrik etti.)
Consult on: The general manager felt the need to consult on some specific matters. (Genel müdür spesifik konular hakkında danışma ihtiyacı hissetti.)
Count on: You can not count on bankers. They give you an umbrella in sunny weather and take it from you when it begins to rain. (Bankacılara güvenemezsin. Onlar, güneşli havada sana şemsiye verirler, yağmur başladığında ise geri alırlar.)
Decide on: The board of directors made a meeting to decide on the policies to be conducted. (Yönetim kurulu toplandı ve izlenecek politikalar hakkında karara vardı.)
Depend on: In Turkey, an old woman may depend on her children. (Türkiye’de yaşlı bir bayan çocuklarına sırtını dayayabilir.)
Your salary in this company depends on your performance. (Bu şirkette maaşın performansına bağlıdır.)
Dependent on: In liberal economies of today, people are becoming less and less dependent on the government. (Günümüz liberal ekonomilerinde, insanlar hükümete giderek daha az bağımlı oluyor.)
Draw on: He drew a check on his account on the bank. (Bankasındaki hesabı üzerine çek keşide etti.)
Economize on: Nowadays, the whole world is trying to economize on drink water. (Bugünlerde tüm dünya içme suyunu ekonomik kullanmaya çalışıyor.)
Embark on: The crew embarked on the ship. (tayfa gemiye bindi.)
Experiment on: The scientists are making experiments on cancer. (Bilimadamları kanser üzerine deneyler yapıyorlar.)
Insist on: She is very stubborn. She insists even on small issues. (O çok inatçı. En küçük meseleler de bile ısrar eder.)
Keen on: He is very keen on the food he eats. (Yedikleri konusunda çok titizdir.)
Lean on: One should never lean on untrust worthy friends. (Güvenilmez arkadaşlara bel bağlamamak gerekir.)
Live on: Millions of people live on nuts in Black Sea Region. (Karadeniz’de milyonlarca insan fındıktan geçinir.)
Operate on: He was operated on his liver in the hospital. (Karaciğerinden ameliyat oldu.)
Perform on: He performed very well on his job. (işini çok iyi yaptı.)
Pride (oneself): Our family prides itself on my brother’s who is a fighter jet pilot. (Ailemiz savaş uçağı pilotu olan kardeşimle iftihar eder.)
Rely on: Turkey has often relied on economic programs prepared by IMF. (Türkiye çoğu kez IMF tarafından hazırlanan ekonomik programlara güvendi.)
Vote on: Parliamentarians have to vote on motion in the parliament. (Parlementerlerin parlementoda verilen önergeleri oylamaları gerekir.)
Write on: My friend writes on high society in a daily newspaper. (Arkadaşım günlük bir gazetede yüksek sosyete hakkında yazılar yazar.)
OFAccuse of: Michael Jackson was accused of child abuse. (Michael Jackson çocuk istismarından dolayı suçlandı.)
Afraid of: Almost everybody is afraid of mice. (Hemen hemen herkes farelerden korkar.)
Ahead of: Our national athlete Süreyya runs ahead of her rivals in international races. (Milli atletimiz Süreyya uluslararası yarışlarda rakiplerinin önünde koşar.)