İngilizcenin Yarısı - Mustafa Haşim Polat e kitap indir, ingiliz - Pratik İngilizce Gramer Dersleri - İngilizce Konu Anlatımları, İngilizce Test, İngilizce Chat, İngilizce Öğreniyorum - Blogcu





İngilizcenin Yarısı - Mustafa Haşim Polat e kitap indir, ingiliz

13/5/2008 · Kategori: Ingilizcenin Yarısı

Bu kitap, İngilizce öğrenme Sürecinizin pek çok aşamasında ufkunuzu açacak genel bir çerçeve çiziyor ve işinizi kolaylaştıran ipuçları veriyor. Ders kitaplarında cevabını bulamadığınız konulara değiniyor. İngilizce’yi anlaşılmaz ve sıkıcı bulmanıza neden olan sorunlu noktalara ilişkin çözüm yolları sunuyor. Size de İngilizce’nin diğer yarısını halletmek kalıyor.



Mustafa Haşim Polat

“Bir dilin
mantığını öğrenmek,
o dilin
yarısını halletmektir.”

   
 

 
İÇİNDEKİLER
        İÇİNDEKİLER TABLOSU
        İNGİLİZCE İNDEKS
        GİRİŞ – Kafamızdaki Windows
  1.BÖLÜM – Kelimeler  Ülkesine Hoşgeldiniz!
  2.BÖLÜM – Memduh Paşaoğlu Kimdir?
  3.BÖLÜM – Çekoslavakyalılaştıra....
  4.BÖLÜM – Olmak yada Yapmak İşte Bütün Mesele!
  5.BÖLÜM – Bu Çöplüğün Horozu
  6.BÖLÜM – Zaman Zaman Zamanlara Bakalım
  7.BÖLÜM – İstisnalar ve El Kaide
  8.BÖLÜM – Sevmişem ve Ölmüşem
  9.BÖLÜM – Şu Mâlum “The”
10.BÖLÜM – Karadeniz’de
11.BÖLÜM – Furdi Furuldi
12.BÖLÜM – Kaldırım İndirimin Nesi Olur?
13.BÖLÜM – Fazla Mal Göz Çıkarır!
14.BÖLÜM – Şu “that” ki ...
15.BÖLÜM – Haberler
16.BÖLÜM – Fiil Ağacı
17.BÖLÜM – “-ardım”cı Yardımcı Fiil
EKLER
Zamanların ve kiplerin tek tek KELİME açıklaması
Yardımcı fiillerin tedrici sıralaması (Azar 89. sayfadan ileri)
Kaynakça


 
İNGİLİZCE İNDEKS

TENSES
PERFECT TENSE
ARTICLES
PREPOSITIONS
PASSIVE – ACTIVE
GERUND INFINITIVE
ADJECTIVE / RELATIVE CLAUSES
NOUN CLAUSES
REPORTED SPEECH
AUXILARY VERBS
WOULD, USED TO
THAT
SO THAT
............

 
İNGİLİZCE İNDEKS
 

 










GİRİŞ
 
 
Kafamızdaki Windows



   
Mantık ve Nutuk

“Mantık” kelimesi Arapça kökenli bir kelimedir. “Nutuk” (konuşma) da öyle. Ünlü edip Feridüddin Attar’ın günümüz Türkçesine “Kuş Dili” adıyla çevrilen meşhur eserinin asıl adı “Mantıku-t Tayr”dır (yani “Kuş Mantığı”).
Öte yandan, dilimize de geçmiş “biology” “jeology” gibi Latince kelimelerdeki “-log” eki, “logic” kelimesiyle ifade edilen “mantık, akıl” anlamlarını taşır. “Dialog”, “monolog” gibi yine aynı dilden dilimize geçmiş olan bazı kelimelerde ise bu ek, “konuşma” anlamına gelmektedir.
Doğunun ve batının kültürel temellerini oluşturan bu iki dilde de kelimelerin ve kavramların izini sürenler, hep aynı noktaya varacaklardır: Düşünmenin ve konuşmanın birbirinden ayrılamaz bir bütün oluşturduğunu anlamak.
Modern bilimin bulgularını izleyenler de aynı noktaya varacaklardır: Son  yüzyılda yapılan pekçok araştırma ve deneyden de anlaşılmıştır ki dil, zeka ve düşünme arasında son derece yakın bir ilişki vardır. Hatta insanlar, değil konuşurken düşünürken bile farkında olmadan dillerini kıpırdatmaktadırlar.
Açıkcası, demek istiyoruz ki bir dil sadece o dili konuşan insanların çıkardıkları seslerden ya da yazdıkları yazılardan ibaret basit bir semboller bütünü değil, fakat aynı zamanda o dili konuşan insanların düşünce sistemini şekillendiren temel unsurdur.

Konuşuyorum o halde varım!
Varlığımızı sürdürebilmek için düşünmek ve mantıkî çıkarımlar yapmak zorundayızdır. Düşünmeyen kişi var olamaz. Varlığını ortaya koyamaz ve sürdüremez.
Peki düşünme nasıl gerçekleşir?
Dil denilen uzvumuzu kullanmadan evvel, düşünme sistemimizin merkezi olan beynimizde, kelimeleri ve kavramları kullanarak mantıkî önermeler oluştururuz. Bu önermelerden hareketle bir takım sonuçlara varırız. Yani düşünce dediğimiz süreç, kelimeleri ve kavramları kullanarak oluşturduğumuz önermelerden meydana gelir. Çünkü düşündüğümüz her şeyin, bizim için bir adı, ya da tanımı vardır. “Anne”, “mama”, “cici”, “kaka”, “kedi”, “köpek”, “kuş”, “hindi” gibi adlandırmaları duyar ve bunların arka planındaki tanımlamaları öğreniriz. Bu adlar ve tanımlar, aklımız erip de düşünmeye başladığımız ilk andan itibaren ana dilimizi ve kültürümüzü aldığımız ortamdan bilinçaltımıza yerleşir. Hayatımızın daha sonraki evrelerinde başka diller ve başka kelimeler öğrenirken, bilinçaltımıza daha önce yerleşmiş olan bu adlardan ve tanımlamalardan âzâde olarak düşünemeyiz.
Zaten bir dili öğrenen insanların aynı zamanda o dili konuşanları da tanımaya başladıkları ve “kültür” dediğimiz toplumsal duyuş ve düşünüş şekillerini de öğrendikleri bilinen bir gerçektir. Kendi ana dilini ve kültürünü unutacak kadar uzun bir süre yabancı  kültürlerle hemhâl olan ve yabancı bir toplumun dilini konuşmaya başlayan insanların, hayat tarzı da değişmektedir. Nitekim, bir toplumun düşünce sistemi / mantığı, o insanların etnik kökenlerine ya da genetik yapıların göre değil, konuştukları dile göre tesbit edilebilir. Amerika, çok karışık etnik kökenlerden gelen insanların oluşturduğu bir toplumdur. İspanyol, İngiliz, Arap, Çinli veya Türk ailelerden gelen milyonlarca insan, Amerikan İngilizcesi ve Amerikan hayat tarzından oluşan ortak bir kültürün potasında erimiş ve “Amerikalı” olmuşlardır.

Zihnimizden geçen kelimeler ve cümleler, belki ağzımızdan ses olarak dökülme fırsatı bulamayacak olsa bile, bizi dilimizi kullanmak zorunda bırakır. Yani, düşünce yolculuğumuz sırasında dilimizdeki kelimelere basarak yürürüz, cümlelere tutunarak ilerleriz ve kavramlardan oluşan işaretleri izleyerek güzergâhımızı tayin ederiz. Türkçe konuşanlar Türkçe, İngilizce konuşanlar İngilizce, Arapça konuşanlar Arapça düşünürler.
Bu durum, bilgisayar sistemlerinde “Windows” temelli program kullanımına benzetilebilir.
Bilgisayar kullananlar bilirler, kişisel bilgisayar (PC) dediğimiz ev ve büro tipi bilgisayarları, “Windows” markalı bir programın değişik sürümlerini kullanarak çalıştırırız. “Windows” olarak bilinen bu program, adeta tüm bilgisayar işlemlerinin temelidir. İnternete bağlanmaktan, yazıcıyı çalıştırmaya, bilgisayarda film izlemekten, virüs taraması yapmaya kadar varan her türlü işlem, bilgisayarınızdaki Windows programına uyarlı olmak zorundadır. Ayrı ayrı firmaların ürettiği bilgisayar programları, bilgisayarınızda çalışabilsin diye “Windows” temelli hazırlanır. Yani “Windows” programıyla çalıştırılmak üzere tasarlanır. Şâyet bilgisayarınızdaki Windows programında sorunlar varsa, diğer programları çalıştırmakta da zorlanırsınız. Öyle ki, neredeyse Windows olmadan bilgisayarınızı çalıştıramazsınız bile.
İşte tıpkı yeni alınan bir bilgisayara Windows programının kurulması gibi, annesinden konuşma öğrenen bir bebeğin beynine de ana dil dediğimiz bir “düşünme programı” kurulmaktadır. Çocuğun beynine yerleşen kelimelerden ve kavramlardan oluşan bu “düşünme programı”, sadece konuşmada değil, hayatın tümünü algılayıp beyne yerleştirmede temel bir program olarak kullanılmaktadır. Yabancı bir dil öğrenirken de ana dil dediğimiz bu “düşünme programı” üzerinden mantık yürütürüz. Kısacası, yabancı dil öğrenenler, kafalarındaki Windows programını –yani ana dillerini- kullanmak zorundadırlar. Kendi ana dilini iyi bilmeyen kimse, yabancı dil öğrenirken de zorlanır. Arızalı Windows programıyla çalışan bir bilgisayarın, başka programları çalıştırmakta zorlanması gibi sıkıntılar yaşanır.
Yabancı dil öğretmenlerinin çoğu, öğrencilerine “kendi dilinizin mantığıyla düşünmeyin, yabancı dil öğrenirken o dilin mantığıyla düşünün!” derler. Bu tavsiye kısmen doğru olsa da çoğunlukla yanlış anlaşılmakta veya yanlış anlatılmaktadır. “Yabancı dil öğrenirken sadece kendi dilinizin mantığıyla düşünmeyin, öğrenmeye çalıştığınız dilin mantığını da dikkate alın!” denmesi, daha doğru olacaktır. Aksi takdirde, “kendi dilinizin mantığıyla düşünmeyin” şeklindeki telkinler, bir anlamda “düşünmeyin!” demeye gelecektir. Çünkü ana dilimizle düşünme alışkanlığımızı terketmek için, zihnimizi tamamen boşaltmamız gerekir. Oysa bu mümkün değildir. Beynimizi sıfırlamak için bir bilgisayarın tamamen formatlanıp (silinip yeniden şekillendirilerek) başka bir programla çalıştırılması gibi imkanlara sahip değiliz. İnsanoğlu ömründe bir kez bebek olur ve hayatının ilerleyen dönemlerinde, öğrenmeye tekrar sıfırdan başlama imkanı bulamaz.
Söz gelimi, “top” dediğimiz nesneyi ilk gördüğümüzde gözlerimizle fotoğrafını çekerek beynimize yerleştiririz. Daha sonra ona “top” dendiğini öğreniriz. Fakat “top” kelimesiyle beynimize kodladığımız o yuvarlak nesneyi beynimizden silip, bu nesneyi İngilizce’deki adı olan “ball” kelimesiyle birlikte yeniden beynimize kodlayamayız. O yuvarlak nesneyi her gördüğümüzde, aklımıza gelen şey “top” kelimesi olacaktır. “Ball” kelimesi değil. Eğer İngilizce konuşmak istersek önce “top” kelimesini düşünüp, İngilizce’deki karşılığını bulacağız ve böylece “ball” kelimesini kullanmış olacağız. Bir başka ifadeyle, “top” kelimesiyle “yuvarlak nesne” algılaması birbirinden ayrılmaz bir bütün halinde beynimize işlemiştir. Hatta bu yüzden, “top” kelimesinin İngilizce’de “üst, zirve” anlamında kullanıldığını öğrendikten sonra bile bu kelimeyi gördüğümüzde aklımıza yine o yuvarlak nesne gelecektir. Fakat belki bu kelimeyle İngilizce bir metin içinde yada bir yabancı şarkının sözleri arasında karşılaştığımızda, bu gibi sorunlar azalacaktır ve o kelimeyi İngilizce’deki anlamıyla algılamamız kolaylaşacaktır. Bu da demektir ki ancak yabancı bir ülkede yaşıyor ve sürekli olarak yabancı dil konuşuyorsak, bu sorunu büyük ölçüde aşabiliriz. Yine de aklımıza Türkçe’deki anlamlarla ilgili şeyler gelmeye devam edecektir.
Mesela “pezevenk” kelimesi, Orta Asya Türk halkları tarafından “yiğit” anlamında kullanılır. Orta Asya Türk halklarının dilini öğrenen ve orada yaşamaya başlayan Türk vatandaşları, bu kelimenin “yiğit” anlamına geldiğini öğrenmelerine rağmen kendilerine “pezevenk” denmesini istememektedirler.
 

Çünkü “pezevenk” kelimesini, bir kere olumsuz anlamda öğrenmişlerdir ve beyinlerini sıfırlayarak “pezevenk” kelimesinin olumsuz anlamını silemezler. Bu kelimeye ancak ikinci ve garip bir anlam olarak “yiğit” anlamını ekleyebilirler.
Benzer bir başka kelime de bu duruma örnek olabilir. Öğrendiğimiz ilk kelimelerden biri de “anne” kelimesidir. Ama bu kelime İngilizce’de “bir bayan ismi” olarak karşımıza çıktığında bu durumu tuhaf karşılarız.
Yada “muz” kelimesinin İngilizce’deki karşılığı olan “banana”yı ele alalım. Türkçe konuşan İngilizce öğrencileri açısından bu kelime, ilk zamanlar “bana ne” kelimesinin komik bir versiyonu gibi görünmektedir. Kafamızdaki “bana ne” kelimesini unutarak bu kelimeyi herhangi bir yabancı kelime yerine koyamayız. “Apple” ve “apricot” kelimeleri de meyve ismidir. Ama bize garip gelmemektedir. En azından “banana” gibi komik bir çağrışım yapmamaktadır.
Ayrıca çok somut bir örnek olduğu için “hindi” kelimesine değinmeden geçmeyelim. Ana dili Türkçe olan (annnesinden ilk dil olarak Türkçe öğrenmeye başlayan) bir bebek, büyüyüp günü gelince “Hindistan” diye bir ülke ismini duyduğunda, hemen yanında aynı kelimeyi duyan bir İngiliz çocuğuyla aynı şeyleri hissetmez. Bir İngiliz çocuğu “Turkeyland” kelimesiyle karşılaşınca neler hissediyorsa “Hindistan” kelimesini ilk duyan Türk çocuğu da aynı şeyleri hisseder.
“Turkey” İngilizcede “hindi” demektir. “Land” kelimesi de Türkçedeki “....istan” ekinin yerini tutan bir kelimedir. England, “anglistan” yani “Angllerin ülkesi” anlamına gelir. Netherland (Hollanda), “Çukuristan” anlamına gelir. (Deniz seviyesinden bir kaç metre alçakta kalan bu ülke, genel olarak alçak düzlüklerden oluştuğu için bu adı almıştır.)
“Gülistan” kelimesi nasıl ki bizim dilimizde “güller ülkesi” anlamına geliyorsa, “Hindistan” kelimesi de pek çoğumuz için ilk duyuşta “hindiler ülkesi” çağrışımını yapmıştır. Yani “Turkeyland”... 

Uzun sözün kısası, insanoğlunun ana dili, onun mantık yürüterek beynini kullanması için temel teşkil eden bir düşünme aracıdır. Beynin algıladığı diğer bilgiler gibi yabancı dil bilgisi de kişinin ana dili ile algılanır. Dolayısıyla öğrencinin ana dilini dikkate almayan dil eğitim sistemleri, öğrenme sürecinde ciddi verimlilik sorunlarına neden olabilir. En azından, öğrencilerin ana dili dikkate alınarak hazırlanan yabancı dil eğitim programları daha başarılı olma potansiyeline sahiptirler. Bu bağlamda, ana dilini iyi bilen öğrencilerin yabancı dilleri daha iyi öğrendikleri hatırlanmalı ve ana dil eğitimine büyük özen gösterilmelidir.

Nitekim biz de konuları ele alırken ilk önce Türkçe’nin mantığını hatırlatarak işe başlamayı uygun görüyoruz. Zira elinizdeki çalışma, Türklere (= Türkçe konuşanlara) İngilizce öğretmeye yönelik bir çalışma olarak hazırlanmıştır. Her ne kadar Türkçe’nin İngilizce’yle benzeşen pek çok yanı bulunsa da bu dili öğrenen Türkler açısından temel sorun, bu dilin Türkçe’yle uyuşmayan taraflarını anlamlandırma da yaşanmaktadır. Yani İngilizce’yle Türkçe arasındaki farklılıklara özellikle değinilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla İngilizce’nin hangi yönlerden Türkçe’ye benzer ve hangi yönlerden Türkçe’den farklı olduğunu kavramak, gerçekten de İngilizce öğrenme sürecinin yarısını tamamlamak anlamına gelecektir.

Sakın Ha Ders Çalışmayın !

İngilizce’nin yarısını halletmiş olmak, pek çok öğrenci için ulaşılması zor görünen bir aşama. Tabii ki biz de inanılmaz bir hızla kilo verdirmeyi vaadeden zayıflama çayı pazarlamacıları gibi garip bir duruma düşmek için bu kitapı hazırlamadık. Lütfen bu kitabı bir ders kitabı olarak algılamayın. Kitabımız bir ders kitabı değildir ve ders çalışma mantığıyla okunmamalıdır.

Sadece Tanışıyoruz

Bu kitabı, size gittiğiniz ülkeyi tanıtan bir gezi rehberi olarak düşünebilirsiniz. Ya da tanımadığınız birinin hayatını anlatan bir biyoğrafi gibi. Belki de başarılı bir işadamı olmanın yolların öğreten bir kişisel gelişim kitabı gibi. Çünkü bu tarz eserler, ders kitaplarından ezberlemeye çalışıp da ezberleyemediğimiz yığınla bilgiyi bize fark ettirmeden öğretirler veya ders kitaplarında olmayan bazı özlü bilgileri sunarak ve altın kurallar öğreterek yolumuza ışık tutarlar.
Biz de size İngilizce’yi tanıtıyoruz.
İngilizce öğrenme sürecinizin pek çok aşamasında ufkunuzu açacak genel bir çerçeve içinde ipuçları veriyor ve işinizi kolaylaştırıyoruz. Ders kitaplarınızda cevabını bulamadığınız, İngilizce’yi anlaşılmaz bulmanıza neden olan sorunlu noktalara temas ediyoruz. Çünkü kişi bilmediği şeyin düşmanıdır. Cevapsız kalan sorular, öğrencinin zihnine bir kıymık gibi takılıp kalmakta ve öğrenme şevkini yaralanmaktadır. Dil öğrenme süreci ise ancak sabırla ve şevkle devam ettirilebilir. Bu kitaptaki cevapları zihninize kazımak ve İngilizce’nizi akıcı hale getirmek için istikrarlı bir çalışma programına ihtiyacınız olduğunu unutmayın.
Yabancı dil öğrenmek, sadece o dilin teknik özelliklerini öğrenmekle değil, aynı zamanda o dili yaşamakla mümkündür. Okuyup yazdığınız, dinleyip konuştuğunuz ölçüde dili yaşıyorsunuz demektir. Bu arada kafanıza takılan soruları hocalarınıza ve bu dili bilen kişilere yada o dille ilgili eserlere başvurarak çözmeniz gerekecektir. Elinizdeki kitaba da bu ihtiyacınızı karşılayacak bir eser olarak bakınız: İngilizce öğrenme sürecinde kullanılan temel kaynalara ve yöntemlere destek sağlayan, bu kaynaklarda cevaplanmayan sorulara cevap sunan kendine özgü bir eser.
Dolayısıyla, ders kitaplarınızı ya da diğer eğitim – öğretim gereçlerinizi de kullanmaya devam etmelisiniz. İngilizce’nin diğer yarısını da o kaynaklardan öğreneceksiniz.

Paslaşın!

Yabancı dil öğrenmede en yararlı kaynak, o dilin konuşulduğu bir ortamdır. Ancak ne bu ortamı yurt içinde bulmak ve o ortamda sürekli bulunmak, ne de yurt dışına gitmek ve belirli bir süre orada kalmak herkesin gerçekleştirebileceği bir hedeftir.
Bu hedefe ulaşamayanlar için bizim tavsiyemiz şudur: Yabancı dil konusunda sizinle paslaşabilecek bir muhatap bularak kendi konuşma ortamınızı oluşturun. Sadece okula yada kursa gitmekle veya özel ders almakla yetinmeyin. İngilizce’yi hayatınızın içine sokun.
Elbette ki Türkçe’yi kullandığınız her yerde İngilizce’yi kullanamazsınız. Mesela çok dertli olduğunuz birgün, İngilizce cümlelerle  söylene söylene ağlayamazsınız. Ama “bugün canım çok sıkkın” demeyi pek âlâ öğrenebilir ve bu cümleyi arada bir kullanabilirsiniz.
Bir başka ifadeyle, evde kardeşinizle yada arkadaşınızla, iş yerinde bir meslektaşınızla, az çok demeden İngilizce paslaşmalar yapmalısınız. Bazan bir cümle söylemekle yetinirsiniz. Bazen kitaptan seçtiğiniz kısa bir paragrafı ona okursunuz. Kimi zaman İngilizce bir fıkrayı anlamak için beş on dakikanızı paylaşırsınız.
Önemli olan, o dili en doğal şekilde (konuşarak, dinleyerek, yazarak ve okuyarak) öğrenmenizdir.
Bu da sizin çabalarınıza bağlı.
 
 
 










1.Bölüm
 


Kelimeler Ülkesine Hoşgeldiniz!


Her dil, bir kelimeler ülkesidir. Yeryüzünde, kelimelerden oluşan bir sürü ülke vardır. Türkçe, İngilizce, Arapça, Çince vs.
Bu ülkelerde yaşayan kelimeler, o ülkelerin vatandaşı gibidirler. Bazıları birden fazla ülkenin vatandaşıdırlar. Çifte vatandaşlık sahibi olanlar çoktur.
Hatta kelimelerin büyük bir kısmı, çifte vatandaşlık değil, onlarca vatandaşlık sahibidir.
Onları kimi zaman Türkçe’de kimi zaman Fransızca’da, Arapça’da, kimi zaman aklınıza bile gelmeyecek uzak bir dil ülkesinde bulabilirsiniz.
Mesela “ŞEKER” kelimesini her yerde görebilirsiniz.
Çok tatlı bir şeyler çağrıştırdığından mıdır bilinmez, bir sürü dil onu bağrına basar ve sahiplenir.

Türkçe’de “ŞEKER”
Arapça’da “SUKKAR”
İngilizce’de “SUGAR”
Almanca’da “ZUCKER”
Fransızca’da “SUCRE”
Farsça’da “ŞEKER”

ANLAMLI BİR BERABERLİK

Kelimeler, bulundukları dil ülkesinin kurallarına göre yaşarlar. Bazen birkaç kelime, o dilin kurallarına göre bir araya gelip, birlikte bir şeyler oluşturabilir. Tıpkı insanların bir araya gelip şirket kurmaları, aile oluşturmaları yada sınıf, cemaat gibi birlikleri meydana getirmeleri gibi...  Kelimeler de bir araya gelip, birlik oluşturabilirler.
Ama bu birlikteliklerinin bir anlamı olmalıdır. Yoksa birden fazla kelimenin yan yana gelmesi hiçbir anlam taşımıyorsa, orada bir “birlik” olduğu söylenemez. Anlamsızca yan yana bulunan iki kelime, durakta tesadüfen yan yana duran ve ayrı ayrı otobüsleri bekleyen bir bay ve bayan gibidir. Bunların beraberliğinden bahsedilemez. Ama aynı durakta bekleyen karı-koca iki kişinin birlikte oluşlarının bir anlamı vardır. Onların birlikteliğinin anlamı aile bağlarıdır. Yani “aile” diyebileceğimiz anlamlı bir birliktelik oluşturmaktadırlar.
Kelimelerin oluşturduğu anlamlı beraberliğe de “CÜMLE” diyoruz. Her cümlenin bir anlamı vardır. Her cümle bir hüküm belirtir, bir şey ifade eder. Her cümlede bir anlam yüklüdür. Bu yük, kelimeler arasında paylaşılır.








EN BABA KELİME

Evet. Dedik ki “Her cümlede bir anlam yüklüdür. Bu yük, kelimeler arasında paylaşılır.” Ama bu paylaşım, eşit bir paylaşım değildir. Bazı kelimeler, cümledeki anlam yükünü tek başlarına taşırlar, bazıları da çok küçük bir kısmını üstlenirler. Örneğin, beş altı kişiden oluşan bir ailede bile, evin nerdeyse bütün yükünü baba taşır. Anne ve çocuklar da ailenin yükünü kısmen üstlenirler. İşte kelimelerin bir araya gelip oluşturduğu cümlelerde de bazı kelimeler “baba” konumundadır. Ve cümlenin anlam yükünü yüklenirler. İşte bu baba kelimelere “YÜKLEM” denir.
















 

BABA YANLIZ KALABİLİR


“HAVA SOĞUK” cümlesi, iki kelimenin bir araya gelerek oluşturduğu bir birliktir.
Bu birlik, bir anlam ifade etmektedir: “havanın soğuk olduğu” anlamını bu iki cümlenin birlikteliği sayesinde anlayabiliyoruz.

Ama bu cümlede yüklü olan anlam, en çok “SOĞUK” kelimesinde hissediliyor. Yani cümledeki anlam yükünün ağırlıklı kısmını ikinci kelime taşıyor.
Hatta bazen birinci kelime kendi yükünü de ikinci kelimeye yükleyip tatile çıkıyor. Bütün anlam ikinci kelimenin sırtında kalıyor.
Böyle durumlarda sadece “SOĞUK” kelimesi bile, “havanın soğuk olduğu” anlamını taşıyabiliyor. Karısını memlekete tatile gönderen bir kocanın, tek başına aileyi temsil etmeye devam etmesi ve ailece davet edildikleri bir düğünde aileyi temsilen misafir olması gibi.

Kısacası, bir cümle oluşturabilmek için en az iki kelimenin bir araya gelmesi gerekir. Bu kelimelerden birisi, cümledeki anlam yükünün çoğunu taşıyan yüklemdir. Bazen diğer kelime, geçici olarak cümleden ayrılır ve az da olsa taşıdığı o anlam yükünü bile yükleme bırakır. Bütün anlam yükünün yükleme kalması durumunda, tek kelimelik bir cümle ortaya çıkmış olur.
“HAVA SOĞUK” yerine, “SOĞUK”. Bu kelime tek başına olmasına rağmen, “havanın soğuk olduğu” anlamını taşıyabilir. Kısa bir “CÜMLE” hâlindedir.



 

ANNELER OLMASA...(?)


Cümledeki anlam yükünü çoğunlukla o taşıdığı için, yükleme “en baba kelime” demiştik. Çünkü babalar olmasa aileler kolayca yıkılır veya dağılır. Babalar evlerin direğidirler.

Ama annelerin hakkını yemeyelim.
“Yuvayı dişi kuş yapar” demişler!
Her ne kadar biz kuş değil insan olsak da, şu gerçeği teslim etmek gerek: Anneler olmadan aileler kurulamaz. Çünkü babayla birlikte aile oluşturmaya razı olan ve çocukları doğurup büyüten anneler olmasaydı, babalar kime babalık yapabilirlerdi ki?
“Annesiz aile” olmayacağı, bu kadar açık. Ancak anneler, ölüm veya ayrılık gibi nedenlerle sonradan aileden ayrıldıklarında “annesiz aileler” oluşabilir. Anne ya öbür dünyada yada bu dünyanın bir başka köşesinde olduğu için, onu göremiyor olabiliriz. Ama unutmayalım ki bir zamanlar o vardı ve babayla birlikte aileyi oluşturdular.

Şimdi biz işimize bakalım ve kelimelerin oluşturduğu aileye dönelim. Yani ‘cümle’ye bakalım.

Nasıl ki aileler bir anneyle bir babadan oluşuyorsa, cümleler de bir yüklem ve bir özneden oluşurlar. Kısacası, annesiz aile kurulamayacağı gibi öznesiz cümle de kurulamaz. Ama özne, sonradan cümleden ayrılabilir. Ölüm veya ayrılık gibi nedenlerle sonradan aileden ayrılan anneler gibi...

“HAVA SOĞUK” cümlesindeki “HAVA” kelimesi, öznedir. “ÖZNE” cümle kurulurken var olduğu halde, sonradan cümleden ayrılabilir demiştik.
 Bu durumda “HAVA SOĞUK” yerine, “SOĞUK” cümlesi ortaya çıkar. “HAVA” kelimesini görmediğimiz için, artık ona “ÖZNE” değil “GİZLİ ÖZNE” deriz.

“ÖZNE” cümlede belirtilen işi yapan baş rol oyuncusudur. Yükleme baktığımızda, yapılan işin ne olduğunu görürüz. İşte o işi yapan varlığı gösteren kelimeye de “ÖZNE” denir. 

Öznenin ne olduğunu daha iyi anlamak için bir kaç örnek cümleye bakalım:

“Hava soğuk. Ben üşüyorum. Sen arabayı çarpmışsın. Herkes suskun.”


“HAVA SOĞUK.”

Bu cümleden ilk önce anladığımız şey “soğuk olma” durumudur. Cümlede yüklü olan anlam budur. Çünkü “hava” kelimesini atsak da cümlenin anlamı büyük ölçüde değişmemektedir; ancak “soğuk” kelimesini attığımızda, cümlenin anlamı büyük ölçüde eksilmektedir.

“Hava ........”

İnsanın “Eee... Ne olmuş havaya?” diyesi geliyor. “Hava” kelimesi, âdetâ havada kalmış gibi.
Bu da gösteriyor ki cümlede yüklü olan anlam, “soğuk olma” durumudur.  Cümlenin anlam yükünü taşıyan kelime (yani yüklem) de “soğuk” kelimesidir.
“Soğuk olan şey nedir?” dersek, “özne” çıkar karşımıza. “Soğuk olma” işini yapan, havadır. O halde özne, havadır.


“BEN ÜŞÜYORUM.”

Bu cümleden ilk önce anladığımız şey “üşüme” durumudur. Cümlede yüklü olan anlam budur. Çünkü “ben” kelimesini atsak da cümlenin anlamı büyük ölçüde değişmemektedir; ancak “üşüyorum” kelimesini attığımızda, cümlenin anlamı büyük ölçüde eksilmektedir.

“Ben ............”

Bu da göstermektedir ki cümlede yüklü olan anlam, “üşüme” durumudur.  Cümlenin anlam yükünü taşıyan kelime (yani yüklem) de “üşüyorum” kelimesidir.
“Üşüyen nedir, kimdir?” dersek, “özne” çıkar karşımıza. “üşüme” işini yapan, benim. O halde özne, benim.


“SEN ARABAYI ÇARPMIŞSIN.”

Bu cümleden ilk önce anladığımız şey “çarpma” durumudur. Cümlede yüklü olan anlam budur. Çünkü “sen” ve  “arabayı” kelimelerini atsak da cümlenin anlamı büyük ölçüde değişmemektedir; ancak “çarpmışsın” kelimesini attığımızda, cümlenin anlamı büyük ölçüde eksilmektedir.

“Sen arabayı ...........”

Bu da göstermektedir ki cümlede yüklü olan anlam, “çarpma” durumudur.  Cümlenin anlam yükünü taşıyan kelime (yani yüklem) de “çarpmışsın” kelimesidir.
“çarpan nedir, kimdir?” dersek, “özne” çıkar karşımıza. “Çarpma” işini yapan, Sensin. O halde özne, sensin.


“HERKES SUSKUN”

Bu cümleden ilk önce anladığımız şey “suskunluk” durumudur. Cümlede yüklü olan anlam budur. Çünkü “herkes” kelimesini atsak da cümlenin anlamı büyük ölçüde değişmemektedir; ancak “suskun” kelimesini attığımızda, cümlenin anlamı büyük ölçüde eksilmektedir.

“Herkes ..........”

Bu da göstermektedir ki cümlede yüklü olan anlam, “suskunluk” durumudur.  Cümlenin anlam yükünü taşıyan kelime (yani yüklem) de “suskun” kelimesidir.
“Suskun olan nedir, kimdir?” dersek, “özne” çıkar karşımıza. “Suskun olma” işini yapan, herkesdir. O halde özne, herkesdir.


Tüm bu örneklerde gördüğümüz şu:

Cümlede yüklü olan anlam hemen dikkat çekiyor. Bu yükü taşıyan “yüklem” dediğimiz kelime, cümledeki “işi” yada “oluşu” belirtiyor.

Cümlede belirtilen işi yapan varlık “ÖZNE” dediğimiz kelimeyle gösteriliyor.
“Soğuk olma” işini yapan varlık için “HAVA” kelimesini kullanıyoruz.
“Üşüme” işini yapan varlık için “BEN” kelimesini;
“suskun olma” işini yapan varlık için “HERKES” kelimesini kullanıyoruz.

Tüm bu örneklerden vardığımız sonuç şudur:
Her cümlede “yapmak” yada “olmak” anlamında bir işten, bir eylemden bahsedilir. Yükleme bakarız ve yapılan işin ne olduğunu buluruz. O işi yapan varlığa da “özne” deriz. Özne, cümlede belirtilen işi yapan baş rol oyuncusudur. Özne ve yüklem, cümlenin temel öğeleridir.

 


CÜMLELERİ TÜMLEYELİM


Buraya kadar öğrendiğimiz bilgiler ışığında,  “HAVA SOĞUK” cümlesinin bir özne ve bir de yüklemden oluştuğunu biliyoruz.  “BEN ÜŞÜYORUM” cümlesi de öyle...

Ancak, “SEN ARABAYI ÇARPMIŞSIN” cümlesinde bir özne (SEN) ve bir yüklem (ÇARPMIŞSIN) ile yetinmemişiz. Bir de “ARABA” kelimesini koymuşuz. Bu “ARABA” kelimesi, cümlede yüklü olan anlamı tamamlıyor.
Sadece “SEN ÇARPMIŞSIN” dediğimizde, muhatap kişinin birşeyi çarptığını belirtmiş oluruz.

Çarpılan şey (çarpma işinden etkilenen şey) nedir?

Ne zaman çarpılmıştır?

Nerede çarpılmıştır?

Nasıl (ne durumda) çarpılmıştır?

Dolaylı da olsa çarpma işinden etkilenen başka varlıklar var mıdır?

Bu konularda bilgi eksikliği var.
Bu eksikliği giderip cümleyi tamamlamak, tümlemek gerekebilir.


Mesela çarpılan şeyin ne olduğunu belirtirsek, cümleyi biraz tamamlamış, tümlemiş oluruz.

“SEN ARABAYI ÇARPMIŞSIN”

Çarpma işinin ne zaman yapıldığını belirtirsek, cümleyi biraz daha tamamlamış, tümlemiş oluruz.

“SEN ARABAYI SABAHLEYİN ÇARPMIŞSIN”


Çarpma işinin nerede yapıldığını belirtirsek, cümleyi biraz daha tamamlamış, tümlemiş oluruz.

“SEN ARABAYI SABAHLEYİN OTOBANDA ÇARPMIŞSIN”


Çarpma işinin nasıl (ne durumda) yapıldığını belirtirsek, cümleyi daha fazla  tamamlamış, tümlemiş oluruz.

“SEN ARABAYI SABAHLEYİN OTOBANDA  DALGINLIKLA ÇARPMIŞSIN”


Çarpma işinden dolaylı olarak etkilenen başka varlıklarda varsa, onları belirtmemiz de cümleyi tamamlamamızı tümlememizi sağlar.

“SEN ARABAYI SABAHLEYİN OTOBANDA  DALGINLIKLA DİREĞE ÇARPMIŞSIN”

İşte cümleyi tamamlamaya, tümlemeye yarayan bu gibi kelimelere tümleç denir. Özne ve yüklemin, cümlenin temel öğeleri olduğunu belirtmiştik. Tümleçler de cümlenin yardımcı öğeleridir.

Üç çeşit tümleç vardır:

1- Düz tümleç (Nesne)    : Yapılan işten DOĞRUDAN (DÜZ) etkilenen varlığı belirten kelime. Cümlede ismin “-i” haliyle yada yalın olarak bulunur.

2- Dolaylı tümleç    : Yapılan işten DOLAYLI OLARAK etkilenen varlığı belirten kelime. Dolaylı etkilenme “yönelme” , “bulunma” yada “ayrılma” şeklinde olabilir.

* “Eve girdim” cümlesinde girmek fiilini eve yönelik yaptığımız için, ev bu işten “yönelme” anlamında etkilenmektedir. Yönelme anlamında ismin “-e” hali kullanılmaktadır. (Ev-e girdim)

* “Evde oturdum” cümlesinde oturmak fiilini evde bulunarak yaptığımız için, ev bu işten “bulunma” anlamında  etkilenmektedir.  Bulunma  anlamında  ismin “-de” hali kullanılmaktadır. (Ev-de oturdum)

* “Evden çıktım” cümlesinde çıkmak fiilini evden ayrılma şeklinde yaptığımız için, ev bu işten “ayrılma” anlamında etkilenmektedir. Ayrılma anlamında ismin “-den” hali kullanılmaktadır. (Ev-den çıktım)

3- Zarf tümleci            : Yapılan işin ne zaman ve nasıl (ne durumda) yapıldığını belirten kelime. (Zarf, bir şeyi içine alarak onu içeren şey demektir. “Mektubu içine alan” şeye bu yüzden “zarf” denir. Yapılan bir işi içine alan zaman, yada durum da zarf olarak adlandırılır.

Örnek cümlemizde “çarpma işini” içine alan zaman, SABAH; “çarpma işini” içine alan durum ise DALGINLIK’tır. SABAHın içinde, DALGINLIK içinde ÇARPMIŞSIN.)


















SEN ARABAYI SABAHLEYİN OTOBANDA  DALGINLIKLA DİREĞE ÇARPMIŞSIN.

.                                     .
Yapılan iş             : ÇARPMA (Yüklem konumunda)         .
Yapan kişi             : SEN            (Özne konumunda)         .
Yapılan işe doğrudan konu olan şey     : ARABA        (Düz tümleç/Nesne konumunda)    .
Yapılan işe dolaylı olarak konu olan şey: DİREK     (Dolaylı tümleç konumunda)             .
Yapılan işe dolaylı olarak konu olan şey: OTOBAN (Dolaylı tümleç konumunda)     .
Yapılan işin yapıldığı zaman          : SABAH        (Zarf tümleci konumunda)    .
Yapılan işin yapıldığı durum        : DALGINLIK (Zarf tümleci konumunda)     .

 
Bu bölümü kısaca şöyle özetleyebiliriz:
Her cümlede bir anlam yüklüdür. “Yapmak” yada “olmak” anlamında bir işten, bir eylemden bahsedilmektedir. Cümledeki anlam yükünün çoğunu “yüklem” taşır. Yükleme bakarız ve yapılan işin ne olduğunu buluruz. O işi yapan varlığa da “özne” deriz. Özne, cümlede belirtilen işi yapan baş rol oyuncusudur. Özne ve yüklem, cümlenin temel öğeleridir. Ama cümledeki anlamı çeşitli ek bilgilerle tamamlamak ve böylece cümleyi tümlemek için tümleçlere ihtiyaç vardır. Tümleçler, yapılan işin nasıl nerede, ne zaman yapıldığını ve bu işten doğrudan ve dolaylı olarak etkilenen şeylerin ne olduğunu anlatırlar. Böylece cümledeki anlamı tümlemiş olurlar.
 
 










2.Bölüm
 



Memduh  Paşaoğlu Kimdir?
 


1959 yılında Sinop da doğdu.  Küçük yaşlardan itibaren babasının şirketinde çalıştı ve ticarî hayatla tanıştı.Aynı zamanda şiir ve edebiyatla da ilgilendi. Bu ilgisi, çocukluk döneminden başlayarak şiirler ve hikayeler yazmasına neden oldu.
İlk ve orta öğrenimini İstanbul’da tamamladıktan sonra, Gazi Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde lisans ve yüksek lisans eğitimi alarak öğrenim hayatında da edebiyatla ilişkisini sürdürdü. Şiirleri ve hikayeleri çeşitli dergilerde yayınlandı.
Bir yandan eserler verirken diğer yandan aile şirketindeki görevine devam ederek ticarî faaliyetlerden de kopmadı. Osmanlı Devleti’nin son dönemlerindeki meşhur devlet adamlarından biri olan büyük dedesi Munîb Vasfi Paşa’nın çizgisini izleyerek siyasete girdi ve bir dönem İstanbul milletvekilli olarak görev yaptı.
Hâlen İstanbul’da ikamet eden Memduh Paşaoğlu, 1997’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde doktorasını tamamladı ve aynı fakültede Türk Edebiyat Tarihi dersleri vermektedir.
1998’de, Şairler ve Edebiyatçılar Vakfı’nın genel başkanlığına seçilen Paşaoğlu, evli ve dört çocuk babasıdır. 

ŞİMDİ TEKRAR SORALIM:
KİMDİR BU MEMDUH PAŞAOĞLU?

Bir kere en başta: “ŞAİR”.
Ve aynı zamanda “YAZAR”.
Bu ikisini birleştirirsek: “EDEBİYATÇI”.
Çocukluğundan beri ticarî hayatın içinde olmuş: “TÜCCAR, İŞ ADAMI”
Siyasetin içinde olan bir aileden geliyor ve kendisi de milletvekili olmuş: “SİYASETÇİ”.
Doktora derecesinde akademik eğitim almış ve üniversitede hocalık yapıyor: “AKADEMİSYEN, BİLİM ADAMI”
Tüm bunların üstüne, bir sivil toplum örgütünde üst düzey yönetici: “GENEL BAŞKAN”

Kısacası, “MEMDUH PAŞAOĞLU KİMDİR?” sorusunun cevabı biraz uzunca...

Ama bu soruyu Memduh Paşaoğlu’nun 9 yaşındaki küçük kızına soracak olursanız, tek kelimelik kısa bir cevap alırsınız. “BABAM”
Ve Memduh Paşaoğlunun eşi de “KOCAM” diyerek başlayacaktır bu soruyu cevaplamaya.
Paşaoğlu’nun yaşlı annesi, titrek sesiyle şöyle cevap verecektir: “OĞLUM”.
Mahalle sakinlerine uzatalım mikrofonu: “KOMŞUMUZ”, “MEMDUH ABİ”  
Onu tanımayan birine uzaktan gösterip sorsanız: “ADAMIN BİRİ”  
Siyasi rakiplerinden birine sorsanız: “ŞEREFSİZİN BİRİ”
Onun dersinden zayıf alan bir öğrencisi ne der sizce?: “KIL HERİF!”

Toplumda her insanın farklı rolleri vardır. Herkes çeşitli konumlarda bulunur. Değişik insanların gözünde, farklı tanımlarla tanımlanır. Birine ders öğretiyorsa, “HOCA” konumunu kazanır, birine iş ve maaş veriyorsa “PATRON” konumuna gelir. Çocuklarının gözünde eşsiz bir konumu vardır: “BABA”.

Kelimeler de böyledir. Bir metin içerisinde türlü türlü konumlarda bulunabilirler.
Bir kelime, diğer kelimeyi niteliyorsa (onun nasıl olduğunu açıklıyorsa) “SIFAT”;
Aynı kelime, bir şeyi adlandırmaya yarıyorsa “İSİM”;
Yada o kelime, bir şeyin yapıldığını ifade ettiğinde “FİİL” konumunu kazanabilir.

Meselâ “YAZAR” kelimesi, “KASA” kelimesini nitelediği zaman (kasanın nasıl bir kasa olduğunu açıkladığı zaman), “SIFAT” konumuna gelir.
“YAZAR KASA”

Aynı kelimeyi, yazı yazma işini meslek edinen bir kişiyi adlandırmak için kullanırsak, “İSİM” konumunda görebiliriz.
“YAZAR, BU KİTABINDA YENİ BİR TARZ DENEMİŞ.”

Yada bu kelime, yazma işinin yapıldığını belirtmek için kullanılabilir, yani “FİİL” konumunda kullanılabilir.
“BU ARKADAŞIM SOL ELİYLE DE YAZAR.”

“YAZAR” kelimesi, yapılan işin hangi durumda (nasıl) yapıldığını belirtiyorsa “ZARF” konumuna gelmiş olur.

“ELİNE KALEMİ ALAN HERKES YAZARCA DÜŞÜNMÜYOR Kİ”

(Görüldüğü gibi, “yazarca” kelimesi bu cümlede “düşünme” işinin “yazar durumunda, yazar olarak” yapılmadığını belirttiği için zarf konumuna sahiptir.)

Ayrıca isimlerin yerine geçen “o”, “bu”, “şu” gibi bir takım kelimeler de vardır ki bunlara “ZAMİR” denilmektedir.


Bir kelimenin cümle içindeki görevine göre değişik konumları da olabilir. Mesela ikinci örnekte kullandığımız, “İSİM” konumundaki “YAZAR” kelimesini ele alalım. Bu kelimeyi bir cümle içinde değişik görevlerde kullanalım.

“BU YAZAR, YAZARLARI SEVMEYEN BİR YAZAR.”

Buradaki her üç “YAZAR” kelimesi de “yazı yazan kimselere verilen İSİM” anlamındadır. Ama bu cümle içinde,
Birinci “YAZAR” kelimesi, “ÖZNE” yani “işi yapan kişi”;
İkinci “YAZAR” kelimesi “NESNE” yani “yapılan işten etkilenen kişi”;
Üçüncü “YAZAR” kelimesi de “YÜKLEM” yani “yapılan iş, olunan şey” anlamındadır. 

Tüm bunlardan sonra, ne demek istediğimizi özetle şöyle ifade edebiliriz:

Nasıl ki örnek verdiğimiz Memduh Bey, yaptığı işler ve kurduğu ilişkiler dolayısıyla hayatın değişik alanlarında çeşitli konumlar elde etmiş ve değişik ünvanlar almışsa, kelimeler de yaptıkları görevlere ve içinde bulundukları ilişkilere göre kendi dünyalarında çeşitli konumlar elde eder ve değişik isimler alırlar.

Bir kelime, diğer kelimelerle kurduğu ilişkilere ve yaptığı görevlere göre “İSİM”, “FİİL”, “SIFAT” “ZAMİR” veya “ZARF” konumunda bulunabilir.

Yine bir kelime, cümlede ifade etttiği anlama göre “ÖZNE”, “YÜKLEM”, “ZARF TÜMLECİ” , “DOLAYLI TÜMLEÇ” veya “DÜZ TÜMLEÇ (NESNE)” konumunda olabilir. 

Her cümlede en azından bir yüklem ve bir özne bulunmak zorundadır. Ancak bazen öznenin cümlede lafzen görünmediği ve gizli özne olarak arka planda var olduğu durumlar oluşur. Bu durumda, cümlemiz tek kelimelik bir cümle haline gelmiştir ve sadece yüklemi görürüz.
Özne ve yüklem, cümlenin temel öğeleridir. Tümleçler ise yardımcı öğelerdir.

Bu özet bilginin ardından, belirtmemiz gereken bir başka önemli husus daha var:
Cümledeki öğeler her zaman sadece bir kelimeden oluşmak zorunda değildirler; birden fazla kelimeden de oluşabilirler. Bir başka ifadeyle, iki üç yada daha fazla kelimeden oluşan bir kelime grubu da özne, yüklem yada tümleç olabilir. 

İsterseniz bu durumu bir kaç örnekle açıklayalım:


“BİZİM SALAK ŞOFÖR        ARABAYI        ÇARPMIŞ.”
    ÖZNE        TÜMLEÇ        YÜKLEM

“BİZİM SALAK ŞOFÖR        ABS FRENLİ ARABAYI        ÇARPMIŞ.”
    ÖZNE            TÜMLEÇ    YÜKLEM

“BİZİM SALAK ŞOFÖR        ABS FRENLİ ARABAYI        ÇARPMIŞ BULUNUYOR.”
          ÖZNE             TÜMLEÇ          YÜKLEM


Bu örnek cümlelerde de görüldüğü üzere, özne, yüklem yada tümleç tek bir kelime olabileceği gibi, birden fazla kelimeden oluşan bir kelime grubundan da meydana gelebilir.
Hatta bazen özne, yüklem yada tümlecin bir veya birkaç cümleden meydana gelmesi de mümkündür.

Bu duruma da birkaç örnek verelim:



BİZİM SALAK ŞOFÖRÜN  ABS FRENLİ ARABAYI ÇARPMIŞ BULUNDUĞUNU  BEN  SÖYLEDİM.
               ÖZNE           DÜZ TÜMLEÇ (NESNE)           YÜKLEM         
.                   Cümle içindeki alt cümle                                    .

           
DÜZ TÜMLEÇ (NESNE)                                 ÖZNE  YÜKLEM

            Ana cümle


Bu örnekte, ana cümlenin yüklemi “SÖYLEMEK” fiilidir.
Söyleme işini yapan, yani ana cümlenin öznesi olan da “BEN”im.
Benim yaptığım söyleme işine konu olan şey ise “BİZİM SALAK ŞOFÖRÜN, ABS FRENLİ ARABAYI ÇARPMIŞ BULUNDUĞU”dur. Yani düz tümleç (nesne) dediğimiz öğe, bir cümle içeriyor.
Bu cümlenin de kendi içinde öznesi, yüklemi ve tümleci var.


Bir başka örneğe daha bakalım:


BENİM GİBİ BİRİSİNİN   BÖYLE GÜZEL BİR CÜMLE    KURMASI, ONU ŞAŞIRTMIŞTI.
    ÖZNE                 DÜZ TÜMLEÇ (NESNE)           YÜKLEM         
.                        Cümle içindeki alt cümle                                   .

                 .
 ÖZNE                DÜZ TÜMLEÇ (NESNE)  YÜKLEM
                Ana cümle



Bu örnekte de, ana cümlenin yüklemi “ŞAŞIRTMAK” fiilidir.
Şaşırtma fiiline konu olan kişi ise “O”dur.
Şaşırtma işini yapan, yani ana cümlenin öznesi olan da “BENİM GİBİ BİRİSİNİN BÖYLE GÜZEL BİR CÜMLE KURMASI”dır.  Yani ana cümlenin öznesi, bir cümleden oluşuyor. Bu cümlenin de kendi içinde öznesi, yüklemi ve tümleci var.

Bazen birden fazla cümle bile, bir öğenin yerine geçebilir. Aşağıdaki örnekte, ana cümlede özne görevi yapan iki ayrı cümle göreceksiniz.

KARDEŞİMİN  ODAMDA GÜRÜLTÜ YAPMASI  VE  BABAMIN BİZE KIZMASI,   BENİ   ÜZMÜŞTÜ.
         ÖZNE             Z. TÜMLECİ       NESNE        YÜKLEM            ÖZNE     NESNE  YÜKLEM
                  Cümle  içindeki  1.  alt cümle                       Cümle içindeki 2. alt cümle  

Cümle içindeki alt cümleler     


                    
   ÖZNE                DÜZ TÜMLEÇ (NESNE)   YÜKLEM

Ana cümle

Lütfen bu iç içe geçmiş cümleleri bir kez daha dikkatlice inceleyiniz. Çünkü bu tarz cümle yapıları, yabancı dil öğrenenlerin en sık tökezledikleri noktalardan biridir.

Yukarıdaki cümlelerde, bir ana cümlenin içinde alt cümleler bulunabileceğini gördük. Bu alt cümlelerin, ana cümlenin öğelerini yada öğelerinin parçalarını oluşturabileceğini gördük.

Şimdi de cümlenin öğelerine göre değil de kelimelerin cinslerine göre (isim, sıfat, fiil vb.) alt cümleleri irdeleyelim.


Bir alt cümle, bir ismin yerine kullanılabilir.

Lütfen şu cümleye bakınız:

ERMENİLERİN DOĞU ANADOLU’DA YAPTIKLARINI HERKES BİLİYOR.

    ERMENİLERİN DOĞU ANADOLU’DA YAPTIKLARI’na ne denir, ne denilmektedir?
ZULÜM
VAHŞET
KATLİAM
ERMENİ ZULMÜ
ERMENİ MEZALİMİ

Evet!   
ERMENİLERİN DOĞU ANADOLU’DA YAPTIKLARI’na bir isim koymak gerekirse, bu kelimeleri kullanabiliriz.
Zaten kullanmaktayız da...

Bu kelimeler, birer isim yada isim tamlamasıdır.

Yani “ERMENİLERİN DOĞU ANADOLU’DA YAPTIKLARI” ifadesi, isim yerine geçmektedir.

ERMENİLERİN DOĞU ANADOLU’DA YAPTIKLARINI HERKES BİLİYOR.

                  ERMENİ ZULMÜNÜ HERKES BİLİYOR.

                               ZULMÜ HERKES BİLİYOR.

İsim yerine geçen cümle        İsim Tamlaması    İsim       


Bu cümlede kısaca “ZULMÜ HERKES BİLİYOR” diyebilirdik. Ama “bu zulmü kim nerede ne zaman yapmış?” şeklinde sorulara da cevap içeren bir cümleyi “ZULÜM” kelimesinin yerine kullanmayı tercih ettik.
İsim yerine geçen cümlecik, ana cümlenin bir parçasıdır. Bir alt cümledir. Ana cümlede tümleç görevindedir. Aynı zamanda kendi öznesi yüklemi ve tümleci de vardır.


       İSİM YERİNE GEÇEN CÜMLECİK


ERMENİLERİN DOĞU ANADOLU’DA YAPTIKLARINI  HERKES BİLİYOR.    
         ÖZNE               TÜMLEÇ              YÜKLEM         
.             Cümle içindeki alt cümle                       .

           
DÜZ TÜMLEÇ (NESNE)                          ÖZNE     YÜKLEM

            Ana cümle


Alt cümleler, sıfat yerine de kullanılabilir.

DOĞU ANADOLU’DA ZULÜM YAPAN ERMENİLER, KÖYLERİ YAKTI.

“DOĞU ANADOLU’DA ZULÜM YAPAN” ifadesi, “ERMENİLER” kelimesini niteliyor. Yani “ERMENİLERİN” sıfatı olarak görev yapıyor.
Bunun yerine, “ZALİM” kelimesini de kullanabilirdik.

DOĞU ANADOLU’DA ZULÜM YAPAN ERMENİLER, KÖYLERİ YAKTI.
                  
                ZALİM ERMENİLER, KÖYLERİ YAKTI.

Sıfat yerine geçen cümle               Sıfat   

Sıfat yerine geçen “DOĞU ANADOLU’DA ZULÜM YAPAN” ifadesi, bir alt cümlenin parçasıdır. O alt cümle de içinde bulunduğu ana cümlenin bir parçasıdır. Yani sıfat yerine geçen bu cümlecik, ana cümlede öznenin bir parçası görevindedir. Aynı zamanda kendi öznesi yüklemi ve tümleci de vardır.

SIFAT YERİNE GEÇEN CÜMLE


DOĞU ANADOLU’DA ZULÜM YAPAN ERMENİLER, KÖYLERİ YAKTI.    
 GİZLİ ÖZNE(O) TÜMLEÇ  YÜKLEM         
.       Cümle içindeki alt cümle                .

           
               ÖZNE                 DÜZ TÜMLEÇ (NESNE)   YÜKLEM

            Ana cümle

Alt cümleler, zarf yerine de kullanılabilir.

ZARF YERİNE GEÇEN CÜMLE


RUSLAR DOĞU İLLERİNİ İŞGAL EDİNCE, ERMENİLER KÖYLERİ YAKTI.   
    ÖZNE                TÜMLEÇ                  YÜKLEM         
.               Cümle içindeki alt cümle                  .

           
            ZARF TÜMLECİ                     ÖZNE           NESNE     YÜKLEM

            Ana cümle

Yabancı dil öğrenirken bu gibi iç içe cümlelerle sık sık karşılaşılır. Koskoca bir cümlenin, isim, sıfat yada zarf yerine kullanılmasıyla oluşan uzun cümleler kafa karıştırır.
Çünkü bir cümlenin içinde kelimeler yerine cümlecikler kullanılmıştır ve her cümleciğin kendine göre bir yüklemi ve öznesi bulunmaktadır. Birden fazla yüklem ve özne varken, cümlede neden bahsedildiğini ve hangi işi kimin yaptığını anlamak zor olur.
Bu yüzden, bir ana cümlede alt cümle olarak yer alan cümlecikleri fark etmek ve ve bu cümleciklerin ana cümlede hangi görevi yaptığını anlayabilmek çok faydalı olmaktadır.


Bu bölümü kısaca şöyle özetleye biliriz:

Yazan:isimsiz | Tarih: 2009-02-23 12:09:44
Konu: ingilizcenin yarısı

Gerçekten harika bir kitap elinize sağlık

Bağlantı » »

« Önceki Sayfa -- ANASAYFA -- Sonraki Sayfa »

İNGİLİZCE DERS ARAMA

Menü

ANASAYFA
HAKKIMDA
ARŞİV
RSS

KATEGORİLER

SON 15 DERS

  • "İnsanlardaki Önyargıları Parçalamak Atomu Parçalamaktan Zordur
  • İngilizce Video ve Slayt Dersler İzle
  • Genki English Download 7 CD İndir, genkienglish, Genki English V
  • KPDS 2009 Sonbahar Kasım Soruları ve Cevapları, 2009 KPDS Sonuç
  • İngilizce Seviye Belirleme Sınavı, İngilizce Test Çöz, Online
  • 2009 ÜDS Ekim Soru ve Cevapları, Sonuçları, 2009 ÜDS Sonbahar So
  • Yararlı Blog Siteleri, Useful Blog Sites
  • İngilizce Zarflar, Adverbs in English, ingilizce zarf cümleleri,
  • Adjectives /İngilizce Sıfatlar, Sayı Sıfatları ve Belgisiz Sıfat
  • İngilizce Sıfatlar, Adjective in English, ingilizcede sıfatlar,
  • İngilizce Tekil ve Çoğul İsimler, Singular and Plural Nouns, İng
  • İngilizce Edatlar-Prepositions, İngilizce preposition kullanımı,
  • THE VERB BE, İngilizce verb to be, ingilizce am-is-are, ingilizc
  • POSSESSIVE PRONOUNS, İngilizcede iyelik zamirleri, Subject prono
  • Subject Pronouns, İngilizce Şahıs Zamirleri, personal pronouns,
  • İNGİLİZCE CHAT

    İngilizce Chat Odaları

    POPÜLER DERSLER

    Feedjit Live Blog Stats

    BİZİ TAKİP EDİN

    Ücretsiz İngilizce Ders Aboneliği

    Sitemize Eklenen İngilizce Derslerin, Kaynakların Email Adresinize Gelmesini İstiyorsanız Mail Listemize Katılın:

    Delivered by FeedBurner

    KELİME BULUTU

    İnsanlardaki Önyargıları Parçalamak Atomu Parçalamaktan Daha Zordur Albert Einstein ingilizce video ingilizce video ders ingilizce videolar ingilizce videolu konu anlatımı Genki English Download genkienglis Genki English KPDS 2009 Sonbahar KPDS 2009 Kasım Soruları ve Cevapları 2009 KPDS Sonuçları İngilizce Seviye Belirleme Sınavı İngilizce Test Çöz Online İngilizce Test İngilizce Düzey Belirme Sınavı 2009 ÜDS Ekim Soru ve Cevapları Sonuçları 2009 ÜDS Sonbahar Soruları Cevap Anahtarı ÜDS 2009 Ekim Yaralı Blog Siteleri Useful Blog Sites İngilizce Zarflar Adverbs in English ingilizce zarf cümleleri ingilizce zarflar listesi ingilizce zarflar konusu in Adjectives /İngilizce Sıfatlar Sayı Sıfatları ve Belgisiz Sıfatlar Soru Sıfatları ve İyelik sıfatları Sıfatların Dere

    DOST SİTELER

    www.AdemCelayir.com

    Uyarlama Şablonmix

    Sites for Teachers Eğitim ve Ögretim

    Mebbis İlsis İngilizce Hikayeler İngilizce Chat